“Türkiye’nin siyasi gidişini Bahçeli’nin yönettiği kanısı toplumda giderek yer ediyor”

1550727020079-it-2.jpg

Gazeteci-yazar Murat Yetkin, “2002 yılından bu yana Bahçeli ne zaman seçimden söz etse seçime gidildiği hatırlanırsa Türkiye’nin siyasi gidişatının Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’dan çok ittifak ortağı MHP Lideri Devlet Bahçeli tarafından yönlendirildiği kanısının topluma yerleşmeye başladığını” ifade etti.

Yetkin ayrıca seçim Erdoğan’ın seçim sonuçlarından AKP Genel Başkan Yardımcısı Ali İhsan Yavuz ve Bahçeli’yi “sorumlu tutacağını” yazdı. Yetkin, Erdoğan’ın İstanbul konusundaki tutumunu Moskova ziyaretinden sonra sertleştirdiğine de dikkat çekti.

Yetkin’in yazısının ilgili bölümü şöyle:

“Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin’den ABD’nin S-400 baskısına karşı desteği teyit ettiği Moskova gezisinden dönüşünde, İstanbul seçimine dair tutumunu sertleştirdi.

Erdoğan Moskova’ya giderken son karar mercii olarak YSK’yı göstermişti. Dönüşünde ise doğrudan seçim iptali talebini dillendirdi. Zaten ondan bir kaç saat önce AK Parti’nin seçim düzenlemesini üstlendiği için Erdoğan tarafından sonuçtan birinci derecede sorumlu tutulacak olan Ali İhsan Yavuz ve hemen arkasından Bahçeli, İstanbul’da seçim tekrarı gerektiğini söylemişlerdi. 2002 yılından bu yana Bahçeli ne zaman seçimden söz etse seçime gidildiği hatırlanırsa, Türkiye’nin siyasi gidişini aslında tek başına hükümet olan Erdoğan’dan çok iktidar yönlendirme ustası Bahçeli’nin yönettiği kanısı toplumda giderek yer ediyor.

Ama Moskova dönüşü üsluptaki bu sertleşme ve adeta söylemin YSK’dan seçim yenilenmesi kararının sipariş edilmesine gidiş ilginçti.

Aslında bütün olarak Moskova ilginçti. Ortak basın toplantısında Putin, “Önceliğimiz Türkiye’ye S-400 sevkiyatının tamamlanması” derken, Erdoğan ilk başta bu konuya hiç değinmedi. Seçimin ardından yaptığı bu ilk yurtdışı seyahat, adeta sadece Rusya ile ticareti artırmak içinmiş izlenimi vermek istedi. Ama Moskova’da uluslararası basının dikkati Türkiye ve Rusya arasındaki ticaret hacminin nasıl artacağında değil, ABD’nin Türkiye’ye uyguladığı “S-400 alırsanız F-35 alamazsınız” tehdidindeydi. Zaten heyet oluşumundaki ağırlık da ticarette değil, güvenlikteydi: Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın görüşmelerdeki rolü Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’tan fazlaydı. Türkiye’nin Rusya’dan enerji fiyatları konusunda istediği indirimi alamadığı, yandaş basında dahi yer aldı.

Erdoğan ise gelen soru üzerine, “Türkiye’yi tanımamışlar” dedi, S-400 kararından geri dönüş söz konusu değildi. O arada Putin Atlantik ötesinde Donald Trump ve ABD karar mekanizmalarının daha da nasırına basacak bir şey daha söyledi: Rusya, Türkiye’ye başka silah sistemleri de satabilirdi.

Erdoğan’ın daha önce, henüz tasarım aşamasındaki S-500 füzelerinden bahsettiği, Rus yetkililerin ise Amerikan tasarımı F-35’ler yerine, F-35’lere teknolojik olarak yetişemeyen Su-35, ya da “beşinci nesil” diye tanıttıkları, ama bizim 4.5G dediğimiz iletişim sistemi gibi, pek de “beşinci nesil” sayılmayan uçakları önerdiği biliniyor.
Siyaseten bir de Suriye konusu var. Türkiye, İdlib’in tamamının Suriye ordu birliklerine bırakılması karşılığında, kuzeyde, Afrin-Cerablus-El Bab üçgeninin içinde YPG denetiminde olan Tel Rifat’ın da YPG çıkarılarak, gerekirse Suriye birliklerine devrini tercih ediyor. Böylelikle Erdoğan, Fırat’ın Doğusunda YPG’ye saldırılması halinde Türk ekonomisini “mahvedeceğini” söyleyen Trump’a karşın Putin’den PKK’nın Suriye kolu PYD/YPG’ye karşı önemli bir destek aldığını göstermiş olacak.

Ne de olsa ABD’nin YPG ile işbirliği yaparak Türkiye’yi PKK ile mücadelede “yalnız bıraktığı” söylemi, S-400’lerin alımı konusunda Ankara’nın görünürdeki iki gerekçesinden birisi; daha geçenlerde Vaşington’daki Turkish Heritage Organization toplantısında konuşan Cumhurbaşkanlığı Baş Danışmanı Gülnur Aybet bu kelimelerle tekrarladı.”

Kaynak

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum