Saadet Partisi’nin İstanbul adayı: 31 Mart’ta yoktuk, şimdi bütün işin sorumlusu biz olduk

1558841884987-img-9845.jpg

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) cumhuriyet tarihinde bir ilke imza atarak İstanbul’da büyükşehir belediye başkanlığı seçimini iptal etmesinin ardından gözlerin dikildiği önemli siyasi aktörlerden biri Saadet Partisi ve 31 Mart seçimlerinde 103 bin oy alan adayı Necdet Gökçınar oldu. Millet İttifakı’nın adayı Ekrem İmamoğlu ile Cumhur İttifakı’nın adayı Binali Yıldırım arasındaki oy farkının son sayımlarla birlikte 14 binin altına düşmesi, sandıktan üçüncü olarak çıkan Gökçınar’ın konumunu daha da belirleyici hale getirdi.


Saadet Partisi’nin 31 Mart’ta aldığı sonuçlar için “Aldığımız oyla bizi hiç kimse ölçmesin” diyen Gökçınar da, partisinin belirleyici rolüyle ilgili “Zaten ölçülmediğimiz ortada; 31 Mart’ta yoktuk, şimdi bütün işin sorumlusu biz olduk. Yok olan bir şey birden bire her şeyin sorumlusu oldu, komedi” yorumunu yapıyor.

Saadet Partisi İstanbul İl Örgütü’nün düzenlediği iftardan sonra gazetecilerle bir araya gelen Gökçınar, 31 Mart seçimleri öncesinde kendisinin diğer adaylar kadar medyada yer bulamadığını hatırlatarak, ‘olmayan bir aday’, ‘hayalet bir aday’ olarak değerlendirildiğini söylüyor. Kendilerine “Saadetçik, particik” diyenlerin 31 Mart’ta ‘ayak seslerini’ duyduğunu belirten Gökçınar, “Siz o seçime girmeyin, falanlar filan yapmayın” gibi telkinler aldıklarını ifade etse de, YSK kararından sonra ne CHP ne de AKP’den kendilerine katılması yönünde resmi bir davet almamış.

Her ne kadar AKP’den cephesinden herhangi bir davet gündeme gelmese de, Yıldırım lehine seçimden çekilmediği için bir dönem birlikte yol aldıkları birçok kişi tarafından ‘Erbakan Hoca’nın kemiklerini sızlatmakla’ eleştirilmiş. Gökçınar da, içinden geçtiğimiz dönemi, “Bu seçim kemik edebiyatı üzerine kuruldu” diye yorumluyor ve geçen günlerde başına gelen bir olayı şöyle anlatıyor:

“Biri hızını alamamış, Ankara’dan beni ailemle tanıyan biri sanırım. Babamın adı Necati; Hacca gittiğinde vefat etmişti, Mekke’de defnetmiştik. Sen Necati Abi gibi kıymetli bir abimizin oğlusun, nasıl çekilmiyorsun, neler neler… O da ta Mekke’den babamın kemiklerini sızlatıyor…”

Erbakan’ın mezarı başından gelen telefon

Hatta bu ‘kemikleri sızlatma’ konusunda Gökçınar’ı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’nin kurucu kadrolarının da içinde yetiştiği Milli Görüş çizgisinin lideri Necmettin Erbakan’ın mezarı başından arayanlar bile olmuş:

“Geçen gün, -ismi lazım değil biri tarafından adaylık sürecinde ne kadar yanlış bir iş yaptığımı, davaya nasıl zarar verdiğimi anlatmak için telefonla arandım ve cümle şöyle başladı: ‘Necdet Abi, biz şu anda Hocamızın kabri başındayız…’ Ya böyle yapmayın, ben işte buna itiraz ediyorum. ‘Abi sen niye aday oldun’ de ama “Hocamızın kabri başındayız..” Ee?”

“AKP kurucuları başka kulvara gittiğinde Erbakan Hoca iş başındaydı, ben olsam AKP için oy isterken onun adını kullanmam”

Eski dostlarından ya da tanışlardan gelen telefonları gülerek anlatıyor ama konu Binali Yıldırım’ın Erbakan’ın milli ve yerliliğine vurgu yaparak Twitter’dan Saadet Partililere oy çağrısında bulunmasına gelince ciddileşiyor. Refah-Yol hükümetinin dağıldığı ve AKP kadrolarının Refah Partisi’nden ayrıldığı dönemi hatırlatan Gökçınar, şunları söylüyor:

“Eğri oturup doğru konuşalım. Bizim iktidara en yakın olduğumuz dönemde, -bütün anketler onu gösteriyordu, Erbakan Hocamızın iktidarı, Refah-Yol iktidarı döneminde öyle bir potansiyele eriştik ki, tam o noktada birtakım operasyonlarla hem hükümet bozuldu hem de içimizden ayrılan bu AKP’nin kurucuları başka bir kulvara gittiler. İnsanlar da birçok sebeple beraber o tarafa aktılar, burada da esas yüzde 2.5 kaldı. O zaman Erbakan Hoca iş başındaydı, ben olsam AKP için Saadet tabanından oy isterken Erbakan’ı kullanmazdım.”

“Ben çok iyi belediye yönetiyorum, bu şehre ihanet ettik, bize oy verin biraz daha ihanet edelim de; Erbakan’ı niye karıştırıyorsun”

Binali Yıldırım’a cevap verirken kullandığı “Hadi oradan” lafının bazıları tarafından ‘sert’ bulunmasından bahsederken; aslında bu sözün Erbakan’a ait olduğunu belirten Gökçınar, “Manipülatif laflar söylenince Meclis’te, ‘Hadi oradan’ derdi Erbakan Hocamız, oraya bir göndermeydi aslında” diyor. Eğer illaki Saadet Partisi tabanından oy isteyecekse de Binali Yıldırım’a bir ‘taktik-tavsiyesi’ var:

“İste kardeşim de ki, ‘ben çok iyi belediye yönetiyorum, bu şehre ihanet ettik, bize oy verin biraz daha ihanet edelim’ de de; Erbakan’ı falan niye karıştırıyorsun. Erbakan’ın kemiği sızlıyormuş da, milliymiş de. Siz nasıl millisiniz? Tank palet fabrikaları satılarak milli mi olunur, şeker fabrikaları satılarak milli mi olunur, Doğu Akdeniz’deki tüm münhasır bölge haklarımız ayaklar altına alınarak milli mi olunur? Paradoks oluşturan ifadeler, ben uyarıcı olsun diye böyle bir şey söyledim. Onlar isteyebilirler fakat oy isterken bile belli kurallara riayet etmek lazım, biz ediyoruz.”

“Bir sandık kurulu başkanı varmış, gelenin gözüne bakıyormuş, bu olsa olsa filan partiye oy verir, ben pusulayı vermeyeyim diyormuş; çok komik”

Cumhur İttifakı’nın adayına yönelik eleştirileri bu kadarla da kalmıyor, söz Yıldırım’ın geçen hafta gündeme getirdiği, “31 Mart günü ‘AKP’liye benzeyen seçmenlere’ İBB adayına oy kullanmamaları için pusula verilmediği” iddiasını hatırlatıyor Gökçınar:

“İnsan bazen ‘Bunları kafamda ben mi kuruyorum, yoksa gerçekten oluyor mu’ diye düşünüyor. Şimdi efendim, orada bir sandık kurulu başkanı varmış, gelen adamın gözüne bakıyormuş, bu olsa olsa filan partiye oy verir, ben o pusulayı vermeyeyim diyormuş. Ben yanlış duymuyorum, hepiniz duydunuz değil mi; hakikaten çok komik yani.

“Ondan sonra YSK’nın ‘gecikerek’ çıkan gerekçeli kararında bile olmayan bir şey söyleniyor: Hırsızlar, çalındı bizim oylarımız. Halbuki o kanunsuzluğu yapan kurulun gerekçeli kararında bile böyle bir şey yok.”

“İktidarlar bir süre sonra yıpranıyorlar, bu iktidar da 6 senelik bir ilave zaman kullanıyor”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “İnşallah hırsızlara bu işi bırakmayacağız” sözlerini değerlendirirken ise bunun bir ilk olmadığına dikkat çekiyor Saadet Partisi adayı. “Baştan başladı bu üslup böyle de devam ediyor. Ananı da al git diyerek bir çiftçiyi azarlamasıyla başladı, şimdi sıra geldi TÜSİAD üyelerine, sermaye gruplarına… ‘Haddinizi bilin, yoksa ben bildiririm, karnınızı biz doyuruyoruz oy vermiyorsunuz…’ Şu laflara bakar mısınız? Bir yöneticiye yakışıyor mu? Cami çıkışındaki ifadesi de bu silsileden bir cümledir” diyen Gökçınar’a göre AKP, iktidarının ‘fazladan 6 yılını yaşıyor’ ve Cumhurbaşkanı’nın ‘hırçınlığının’ sebebi de bunun farkında olması:

“İktidarlar bir süre sonra yıpranıyorlar. Bu iktidar 6 senelik bir ilave zaman kullanıyor aslında, normali 10 senedir sosyolojik açıdan. İmam hatipli olmayı, başörtülü olmayı kullanarak, baskının da dozunu artırarak bir 6 senelik daha uzattılar. Ama ne yaparsanız yapın, toplum mühendislerinin ‘halk nezdindeki popülarite’ dedikleri bir tabir var, aldığı oy oranından başka bir şey.

“Yapılanlar, en şiddetli en sadık AKP’li seçmen nezdinde bile, onun vicdanında bile çentikler açıyor”

“Bu yapılanlar, en şiddetli en sadık AKP’li seçmen nezdinde bile, onun vicdanında bile çentikler açıyor. Bunu tespit ediyorlar ve diyorlar ki,’Siz artık bu halkı belli bir şekil bir yerde tutamazsınız, bu kabiliyetinizi kaybettiniz, dolayısıyla biz sizinle oynamıyoruz’ diyorlar. İşte biz o günleri yaşıyoruz. Onun için ‘Erdoğan gidiyor’ diyorum, hırçınlığının sebebi bu. Bu şekilde iktidarda duramazsınız. Bu ekonomiyle yürüyemezsiniz, 46 milyar lira ölüm-kalım parasını da hükümetin emrine verdiler, onu da bu seçimde çarçur edecekler. Sonra ne olacak? Neyle yürüyeceksiniz? Ülkemize tahribatları çok oldu ama zararın neresinden dönersek kardır, inşallah 23 Haziran’ın bu zarardan dönmek milat olacağını temenni ediyorum.”

“Bu bir vatanseverlik görevidir, basit bir belediye başkan adaylığı değildir”

Gökçınar, partisinin 23 Haziran’da alacağı sonuçlardan da umutlu. “Fevkalade bir sonuç bekliyorum” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Çünkü sosyal olaylar 90 derece dönüşleri olan olaylar değildir, gelişmeleri yavaş yavaş olur birden bire tırmanır. Siz orada bir şey olmuyor zannedersiniz, ‘particik’ dersiniz, ‘Saadetcik’ dersiniz ama 31 Mart’ta ayak seslerini duydunuz, artık o laflar geçti. Dimdik ayaktayız, adayımız var. İnşallah, Cenab-ı Hak bize fırsat verirse biz adil bir düzeni kurmak için, ülkemizin menfaatlerini korumak için elimizden geleni yapacağız. Bu bir vatanseverlik görevidir, basit bir belediye başkan adaylığı değildir.”

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum