Özge Mumcu Aybars, Cüneyt Cebenoyan’ı yazdı: Kendini sağaltmak için çok uğraştı

1565708846314-cuneyt-cebenoyan.jpg

Ankara’da 24 Ocak 1993’te, evinin önünde uğradığı suikast sonucu yaşamını yitiren gazeteci Uğur Mumcu‘nun kızı Özge Mumcu Aybars, 3 Ağustos’ta geçirdiği trafik kazası sonucu hayatını kaybeden BirGün yazarı, gazeteci Cüneyt Cebenoyan‘ı anan bir yazı kaleme aldı.

Aybars, Facebook hesabından paylaştığı yazısında Cüneyt Cebenoyan ile ilk karşılaşmalarını, yaşadıkları travmaları, yakınlarını terör saldırıları sonucu kaybetmenin getirdiği acıları paylaştıklarını belirterek, “Cüneyt yaşadıklarından sonra kendini sağaltmak için çok uğraşmıştı, kardeş kaybı, oğul kaybı, ebeveyn kaybı… Üst üste gelen zorlu travmalarla baş etme. Her konuşmamız psikolojiye evrilirdi bir yanıyla ve epeyce bunları konuşurduk” dedi.

Özge Mumcu Aybars’ın Cüneyt Cebenoyan için kaleme aldığı yazı şöyle:

“Bundan 10 yıl kadar önceydi. Toplumsal Bellek Platformu -adımızı öyle koymuştuk- Canan Kaftancioglu sayesinde bir araya gelmiştik. Birbirimizle yeni tanışıyor, beraber ne yapabiliriz diye düşünüp saatlerce konuşuyor, yazışıyorduk. Vakıftan ‘Neden Öldürüldüler’ kitapları çıkmış, herkesin hayat hikayesini röportajları okumuş, aslında hepimizin hayatının içerdiği benzerlikleri görmüştüm. Kitapları ağlaya ağlaya okuyordum. İlk buluşmamızdan bir altı ay sonra, abim BirGün’de bir yazı okumuş, benimle paylaşmıştı. Yazarı Cuneyt Cebenoyan idi. İçlendim yazıyla, bir içgüdüyle mail attım. Ne yazdığımı hatırlamasam da, tüm hikayeyi bildiğimi ve de böyle bir platform olduğunu, eğer dilerse aramıza katılabileceğini aktarmıştım.

Bir on gün yanıt gelmedi. ‘Acaba’ diye düşündüm ‘haddimi mi aştım?’ Olayın gizemi on gün sonra hikayesi aylar sonra çözüldü, bana sık kullandığı mail adresini veriyor, tanışmayı istediğini belirtiyor gazete adresini kullanmadığını yazıyor ve de telefon numarasını ekliyordu. Diğer gizem şuydu, ‘ya bu aralar sinema dışında mailler yazdım, şu gazete mail adresimi de kontrol edeyim’ demiş içinden ve bir tek ben mail yazmışım..

Yaşadığım travmalarla psikolojiye çok önem verdim, düzenli olarak görüşmelere gittim ve de hayatımı bir haliyle yoluna sokmayı başardım. Cüneyt yaşadıklarından sonra kendini sağaltmak için çok uğraşmıştı, kardeş kaybı, oğul kaybı, ebeveyn kaybı… Üst üste gelen zorlu travmalarla baş etme. Her konuşmamız psikolojiye evrilirdi bir yanıyla ve epeyce bunları konuşurduk. Neticede hepimiz travma sonrası stres bozukluğu ve Türkiye gerçekliği arasında bir hayatta yaşıyorduk.

Aşk acılarımı da anlattım ona, o da dinlerdi, bana karşı çıkardı, sonra hak verirdi, böyle bir düzlemde konuşurduk.

PKK konusu gündeme geldi, kötü niyetli yazıları boş verelim; TBMM gruplarına gezdiğimiz zaman BDP’ye – o zaman HDP değildi- bir ziyaretimiz oldu. Pervin Buldan, Sırrı Sakık, Sırrı Süreyya Önder ile Ayla Akat Aka vardı parti grubunda. Cüneyt’in konuşmanın bir yerinde şunları söylediğinin yanında oturan tanığıyım: ‘Burada kendimi evimde hissediyorum, sosyalist bir insan olarak partinizin görüşlerinin hepsiyle olmasa bile birçok noktasında aynı düşünüyorum. Onat Kutlar ve ablam Yasemin Cebenoyan dinci bir gazete tarafından hedef gösterildi ancak dava sonucunda onlar değil bir PKK militanı üstlendi. Eğer bu cinayeti PKK yaptıysa özür dilemelidir.’ Ayla Akat Ata, ‘Kamuoyunda BDP ve PKK aynı şekilde görülüyor ne yazık ki. Bizim de teröre karşı durduğumuzu ve böyle bir cinayete karşı sessiz kalmayacağımızı belirtmek isterim…’ Pervin Buldan Savaş Buldan’ı anlattı, Sırrı Sakık ‘ben de ailemi faili meçhullerde yitirdim.’ dedi ve hazırladıkları faili meçhul komisyonu raporunu verdi. Türkiye’nin tüm halleri kadar karmaşıktı.

Toplantı sonrası çıktık, İstanbul’a giden gitti Ankara’da kalanlarla günü değerlendirmiştik.

O zaman, görüştüğümüz AKP’liler, kendilerini aşan bir güç olduğunu ve bunun Ergenekon karanlığı olduğunu söylüyordu.

Biz TBP olarak ne Ergenekon davasına yem olduk ne de birileri tarafından siyaseten kullanıldık. O nedenle de kimsenin işine gelmedi bizim bu var oluş halimiz.

Hayat devam ediyordu elbette. Düğün, çocuk derken buluşmalarımıza zaman girdi. Ama her zaman orada olacağına dair inancım vardı. ‘Facebook’tan sıkıldım’ diye söylendiğimde ‘Ben zamanımın çoğunu burada geçiyorum ve mutluyum’ derdi. Arada telefon açardım, newsweek’te bir makale okudum, 30 yıllık bir çalışma yapılmış, acı geçmiyor kalıyormuş diye. Ama günlük hayatımızla bunu atlatıyoruz diye gülüşerek, minik komikliklere sığınarak. Çok komikti Cüneyt.

Geçen hafta trajik bir trafik kazasıyla ölümü, tüm yakınlarını ve arkadaşlarını derin bir şaşkınlığa ve kedere sürükledi. ‘Bir akrabamı kaybetmiş kadar üzgünüm’ dedim anneme, annem şöyle bir durdu: ‘hayat ondan tüm akrabalarını almış ama sizleri vermiş, bilemezsin hayatın döngülerini’ dedi.

Bu fotoğrafı 8-9 yıl önce Beşiktaş’ta buluştuğumuz bir mekanda çekmiştim. Balık pazarında bir tezgahın kenarında bir deniz atı bulmuş, getirmişti masaya. Sonra alnına yapıştırdı.

Benim için tüm bilgeliğinin sembolü oldu bugün.

İyi ki vardı. İyi ki o maili atmışım.”


Fotoğraf: Özge Mumcu Aybars

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum