“Ölçümüz, milletimizin ve memleketimizin menfaati olacak”

DİYARBAKIR (AA) – FİKRET KAVGALI – Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, “Referandum ile ilgili kararı oluşturmaya çalışırken, ölçümüz, milletimizin ve memleketimizin menfaati olacak.” dedi.

Yapıcıoğlu, anayasa değişikliğinin oylanacağı referanduma ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, referandumda nasıl bir tavır takınacakları konusunda parti içerisindeki istişarelerinin devam ettiğini bildirdi.

Bu konuda bütün parti yöneticilerinden görüş talep ettiklerini, bunların aldıktan sonra ona göre bir tavır belirleyeceklerini vurgulayan Yapıcıoğlu, “Şu anda henüz netice itibariyle ‘evet’ veya ‘hayır’ noktasına henüz ulaşmış değiliz. Çok fazla uzun sürmez inşallah yakın bir zamanda karar netleştikten sonra basın aracılığıyla kamuoyuna duyuracağız.” ifadesini kullandı.

Yapıcıoğlu, siyasetin amacının memlekete hizmet olduğunu, bütün siyasi partilerin memleketin menfaatlerini partilerinin menfaatlerinin önünde görmesi gerektiğine işaret ederek, parti olarak memleket menfaatini her şeyin üzerinde gördüklerine dikkati çekti.

“Referandum ile ilgili kararı oluşturmaya çalışırken, ölçümüz milletimizin ve memleketimizin menfaati olacak.” diyen Yapıcıoğlu, şöyle devam etti:

“Memlekete ne getirir ne götürür, artısı ve eksisi nedir bunların hepsini hassas bir terazi de tartacağız. Memleketin yararı kanaatine varırsak ‘evet’ diyeceğiz. Bunun memlekete zararları fazladır noktasında bir kanaate varırsak o zamanda bunun karşısında olacağız. Bizim ölçümüz bize ne getirir götüreceğinden çok memlekete ne getireceği ne götüreceğidir. Ölçümüz milletin, memleketin ve İslam aleminin faydasıdır.”

– “CHP bir anlamda ‘saltanatımız devam etsin’ demeye çalışıyor”

Yapıcıoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun anayasa değişikliğini “rejim değişikliği” olarak nitelendirdiğini belirterek, rejim değişikliği ile ilgili CHP’nin yaklaşımının abartılı olduğunu dile getirdi.

CHP’nin, “Biz CHP olarak Cumhuriyeti kuran partiyiz. Cumhuriyeti kuranların da manevi evlatlarıyız. Dolayısıyla yönetim hakkı sadece bizimdir, başkasında olamaz. Bir anlamda bizim saltanatımız devam etsin başkaları yönetim yetkisini eline geçirmesin.” demeye çalıştığını vurgulayan Yapıcıoğlu, “Belki sadece ‘rejim değişikliği’ demelerinin altında yatan sebeplerden bir tanesi de oligarşik bürokrasinin bir anlamda birkaç adım geriye çekilecek olmasıdır. Yani bürokrasi oligarşisinin ve etkisinin kırılacak olması da bu kadar sert tepki verip, işi rejim kavgasına dönüştürme çabaları sebebidir.” değerlendirmesinde bulundu.

– Suriye’deki gelişmeler

Kazakistan’ın başkenti Astana’da yapılan Suriye barış görüşmelerine değinen Yapıcıoğlu, Suriye’deki savaşın sebebinin siyasi olduğunu ve bu sorunu tarafların ancak siyasi bir görüşmeyle çözülebileceğini bildirdi.

Bu konuda ilgili İslam ülkelerinin toplanıp çözüm bulmasını isteyen Yapıcıoğlu, “Türkiye ile İran’ın aynı masa etrafında oturması için illa Rusya’nın da olması gerekiyor mu? Türkiye, İran, Irak, Mısır, Suudi Arabistan ve diğer İslam ülkeleri bir araya gelip Suriye sorununa bir çözüm bulmaları gerekir.” diye konuştu.

Zekeriya Yapıcıoğlu, ABD’nin Suriye’de çatışan grupların önemli bir kısmına ve mücadele ettiğini iddia ettiği gruplara bile halen silah vermeye devam ettiğini belirterek, ABD’nin isteğinin Suriye’deki çatışmaların devamı olduğuna değindi.

Suriye savaşına çözümün diyalogla bulunabileceğine işaret eden Yapıcıoğlu, şu görüşlere yer verdi:

“Ama eğer daha önce Cenevre’de olduğu gibi diyalogla pek çok ülkeyi işgal edip yer altı ve yer üstü zenginliklerini sömüren devletler arasında olursa onların müzakere edeceği kendi menfaatleridir. Onların müzakere edeceği Suriye’nin parçalanmasıdır. O parçalanmış Suriye’nin içinden geçen sınırların tayin edilmesidir. Her anlamda mutlak surette Suriye’de akan kanın durmuş olması ve burada bir ateşkese varılması değerlidir.”

Yapıcıoğlu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’de ki güvenli bölgeler oluşturulacağı talimatının “Kibir heykeli” olarak değerlendirerek, şunları kaydetti:

“ABD’nin oluşturacağı güvenli bölgelerin mutlak surette öncelikle İsrail’in güvenliğini temin etmeye yönelik olabilecek herhalde çok yanlış olmasa gerek. ‘Güvenli bölge ilan edelim.’ diyen ABD dünyanın güvenliğini tek başına tehdit etmektedir. Yine özellikle bölgenin İslam coğrafyası güvenliğini tehdit eden İsrail’e sınırsız ve şartsız destek veren bir ülkeden bahsediyoruz. Güvenliği ihlal eden her tarafı karıştıranın baş faili olan bir devlet, güvenli bölgeyi oluşturmaktan bahsediyor acı bir durum.”

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum