“Milli iradeye saygı’ demenin bile muhalif olmaya yettiği günlerden geçiyoruz”

1555105999870-2018-06-24-t-174757-z-1372494001-rc-1-ec-505-f-1-e-0-rtrmadp-3-turkey-election.jpg

Karar yazarı Oğur: Bugünkü demokrasi sınavında muhafazakâr kesim iyi bir sınav vermiyor

Karar yazarı Yıldıray Oğur, 31 Mart yerel seçimi için “darbe ve FETÖ” iddialarını ortaya atan muhafazakâr kesimin “Bugünkü demokrasi sınavında iyi bir sınav veremediğini” söyledi. Oğur, yeniden oy sayımının sürdüğü İstanbul için “Milli iradeye saygı” diyenlerin “muhalif olmaya yettiği günlerden geçtiğini” kaydetti.

“Üzerine titrememiz gereken, ülkede demokrasi adına elimizde kalmış son kalelerden sandığın ayağımızın altından çekilmesini sessizce köşelerinden izleyenler, buna karşı çıkanları CHP’ye yaranmakla suçlayanlar oldu” diyen Oğur’un “Dersimiz yine demokrasi” başlığıyla yayımlanan yazısının bir bölümü şöyle:

12 yıl önce mesele Cumhurbaşkanlığı seçimiydi, bugün İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi.

12 yıl önce AK Parti’nin Meclis’te yeterli sayıda vekili olmasına rağmen Cumhurbaşkanı seçememesi için Meclis’te 367 toplanma yeter sayısı gibi hukuki gerekçeler uydurulmuştu, bugün CHP adayının geçersiz oyların tekrar sayımı, oyların bir kısmının tekrar sayımıyla kapanmayan bir farkla kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı engellemek için Büyükçekmece’den hukuki gerekçeler uyduruluyor.

Dünün Sabih Kanadoğlu’ları, bu uydurma hukuki gerekçelerle bir hakkın gaspını meşrulaştırmaya çalışan siyasetçileri, gazetecileri vardı, bugün onların yerine geçmiş yine demokratik bir hakkın teslim edilmemesi için gerekçe uyduran hukukçular, siyasetçiler, gazeteciler var.

Dün Abdullah Gül’e Kraliçe’nin adamı, Ermeni asıllı diyenler vardı, bugün Ekrem İmamoğlu’na proje, Pontus asıllı diyenler var.

Dün Abdullah Gül ve başörtülü eşinin Çankaya Köşkü’ne çıkmamasının Atatürk’e ihanet, cumhuriyetin sonu demek olduğunu söyleyen bir ideolojik yobazlık popülerdi.

Bugün de İmamoğlu’nun “Türkiye’nin 145 yıllık demokrasi mücadelesi” cümlesi ile 1876 yılında ilan edilmiş Birinci Meşrutiyet’i hatırlatırken 143’ü 145 diye yuvarlamasından Osmanlı’dan intikam mesajları, Abdülaziz’e suikast planları çıkaran, aşırı tarih dizisi izlemekten saltanatçı olmuş başka bir çeşit ideolojik yobazlık popüler.

Neyse ki 12 yıl önce gece yarısı askeri muhtıra veren bir ordudan geriye bugün Anıtkabir’de atılmış bir imza için “rahatsızlık” bildiren ve o defteri “yerinden çekip alan” askerler kaldı.

Ama mesele ne 12 yıl önce AK Parti meselesiydi, AK Partili olmakla ilgiliydi,  ne de bugün bir CHP meselesidir ve CHP’li olmakla ilgilidir.

Mesele dün olduğu gibi bugün de hepimizin üzerinde yaşadığı, konuştuğu, siyaset yaptığı meşru sınırları, hukuku ve sandığı koruma meselesidir.

Ve bunu korumak için ses çıkarmak siyaset yapmak değil, vatandaşlık görevimizdir.

Ama maalesef dün laik kesimde pek çok kişi bunu anlamayıp, ideolojik bağnazlıkla ve siyasi saflaşmanın hararetine kapılarak, demokrasi sınavında sınıfta kalmıştı.

12 yıl sonra o günlerde hararetle savunulan sekter pozisyonlar, alınan kararlar, atılan manşetler, yapılan mitingler ancak mahcubiyetle hatırlanıyor. Sabih Kanadoğlu, 367 kararını veren Anayasa Mahkemesi üyeleri yaptıkları bu vahim yanlışla tarihe geçtiler.

Maalesef bugünkü demokrasi sınavında da muhafazakar kesim iyi bir sınav vermiyor.

Üzerine titrememiz gereken, ülkede demokrasi adına elimizde kalmış son kalelerden sandığın ayağımızın altından çekilmesini sessizce köşelerinden izleyenler, buna karşı çıkanları CHP’ye yaranmakla suçlayanlar, YSK’nın meşru siyasetin sınırlarına müdahale eden kararlarını görmezlikten gelenler, bir seçim sonucuna tahammülsüzlükten ibaret olan çıplak gerçeği hukuki tartışmalara boğanlar, mülteci düşmanı CHP’li Bolu belediye başkanını başka bir hukuksuzluğa mazeret yapanlar oldu.

“Sandıkta darbe” manşetleri atanlar, seçimde hile propagandasının ucunu terör örgütlerine, uluslararası şebekelere bağlayanlar hatta İslamcı Recep Pekerliğe soyunup devletin bekası için belediye başkanları atansın diyenler bile çıktı.

Olan biteni eleştirenler ise en fazla İmamoğlu’nun böylece yıldızının parlatıldığını, bir daha seçim olsa CHP’nin farkla kazanacağını söyleyebildiler.

“Milli iradeye saygı” gibi muhafazakar siyasetin milli diskurlarını ağzına almanın bile muhalif olmaya yettiği günlerden geçiyoruz.

Yazının devamı için tıklayın

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum