Kılıçdaroğlu’na ikinci dava!

5a1ea3fc0f25440f288d62c0.jpg

Erdoğan ve yakınlarından Kılıçdaroğlu’na 1,5 milyon liralık tazminat  davası açtı.  Cumhurbaşkanı Erdoğan, oğlu Ahmet Burak Erdoğan, eniştesi Ziya İlgen,  kardeşi Mustafa Erdoğan, dünürü Osman Ketenci ve iş adamı Mustafa Gündoğan’ın  avukatları tarafından hazırlanan dilekçe, İstanbul Anadolu nöbetçi asliye hukuk mahkemesine sunuldu.

Avukatlar Ahmet Özel, Ferah Yıldız, Hatice Özay, Sara Kanalkaya, Ömer  Faruk Karagüzel, Murat İlvan, Abdulsamet Aydın, Ela Ezgi Yelmen tarafından  hazırlanan dilekçede, Kılıçdaroğlu’nun 28 Kasım’da partisinin grup  toplantısındaki konuşmasına yer verildi. Dilekçede, Erdoğan ve adı geçenleri  hedef alan, küçük düşürücü, aşağılayıcı, gerçek dışı ithamlar isnat ederek ağır  hakaretlerde bulunan Kılıçdaroğlu’nun, müvekkillerin toplumun kin ve nefret  duygularına maruz bırakılmasına sebep olduğu kaydedildi. Kılıçdaroğlu’nun “Sen ve ailen vergi cennetinde bir sterlin ile  kurulan şirkete milyonlarca dolar para kaçırdın”, “Amacın vergi kaçırmaktı”, “Sen  milli değilsin, bunun belgesi de elimdeki salladığım belgeler” şeklinde  iddialarda bulunduğu aktarılan dilekçede, şu ifadeler kullanıldı:  “Müvekkillerimize yönelen haksız fiil net olarak budur. Davalının  bunları ispatlaması gerekir. Cevabımız; yurt dışındaki herhangi bir şirkete vergi  kaçırmak veya herhangi bir nedenle para göndermiş değiliz. Yurt dışına  milyonlarca dolar para kaçırdığımızı ispat ettiğini söylediği belgeler, iddiasını  ispat edemez. Çünkü iddia, maddi gerçekle bağdaşmıyor. Bu nedenle en basit  tabirle bu belgeler üretilmiş belgedir, yani sahtedir. İddia gerçek olmadığından  hiçbir belge iddiayı ispat edemez, o halde elde sallanan belgeler gerçek  değildir, iddia bakımından üretilmiş belgedir, yani sahtedir.”

Dilekçede, Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında, Erdoğan’ın yakınlarının yurt  dışına para gönderdiğini iddia ettiği ve güya bu hayali iddialarını destekler  nitelikteki belgeleri elinde sallayarak mantık dışı ithamlarını ispat ettiğini  öne sürdüğü belirtildi.

YIPRATMA VE HAKARET POLİTİKASINI İLERİYE TAŞIDI 

Dilekçede, şu ifadelere yer verildi: “Kürsü marifetiyle salondaki topluluğa ve basın yayın aracılığıyla tüm  Türkiye kamuoyuna ulaşan bu asılsız söylem, davalının uzun süredir izlediği  iftira kampanyasının izdüşümü niteliğinde olup gerçeklikle uzaktan yakından  ilgisi bulunmamaktadır. Müvekkiller yurt dışına vergi kaçırmak için milyon  dolarlar göndermemiştir. Bu maddi gerçek, bir vakıadır. Bunu ispat ettiğini  söylenen belgeler üretilmiş belgelerdir, yani sahtedir. İddiamız; iddia, maddi  gerçekliğe aykırı olduğundan, bunu ispat ettiği iddia olunan elde sallanan  belgeler sahtedir. Bahse konu sahte ve asılsız belgeler davalı tarafından bir  medya kuruluşuyla yahut herhangi bir savcılık makamıyla paylaşılmış da değildir.  Sadece kendisinin uhdesinde bulunan bu uydurma banka dekontlarıyla müvekkilim  Erdoğan’ı ve yakınlarını zan altında bıraktığını düşünen davalı, bahse konu  dekontları elinde tutup kameraya sallamış, ancak her nedense uydurma içerikleri  paylaşma yoluna gitmemiştir.

Davalı elinde salladığı bir tomar belgelerle iftiralarını ispat  ettiğini söyleyip ‘Ben ispat ettim, şimdi söyle bakayım alçak kim?’ demiş ve  müvekkilime alenen ‘alçak’ yakıştırmasında bulunarak hakaret etmiştir. Sonrasında  bununla da yetinmeyip müvekkilimin iftiralar doğrultusunda hareket etmesi  gerektiği dayatmasında bulunmuştur. Öyle ki davalı açıkça müvekkilime mesnetsiz  olgular sunmuş ve bunlar doğrultusunda hareket etmezse ‘haysiyetsiz’ olacağını  söyleyerek yıpratma ve hakaret etme politikasını ileriye taşımıştır.”

 İTİBAR SUİKASTİNE GİRİŞEN DAVALI 

Dilekçede, iş adamı Mustafa Gündoğan’ın davalının iddiasının aksine  hiçbir zaman Recep Tayyip Erdoğan’ın özel kalemi olarak görev yapmadığı  belirtilerek, “İtibar suikastine girişen davalı doğruluğu bulunmayan bilgilerle dezenformasyon yaparak iddialarındaki tutarsızlıkların göze batmaması için çaba  göstermektedir. Bu doğrultuda müvekkilim Mustafa Gündoğan için ‘eski özel kalem  müdürü’ ifadelerini kullanan davalının basit bir yanılgıya düştüğünü düşünmek  yanıltıcı olacaktır. Zira, davalı bu yalan bilgiyi asılsız komplo teorisine  dayanak yapmaktadır. Basit bir araştırmayla Erdoğan’ın eski özel kalem  müdürlerini öğrenebilecekken halkı yanıltma yolunu tercih etmesi kötü niyetinin  açık bir göstergesi durumundadır.” denildi.

Davalının Erdoğan için “Sen ne yerlisin ne millisin, sen gayri  millisin” diyerek şahsını ve görevde bulunduğu yüce makamı hedef aldığı ve bu  doğrultuda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne de saldırıda bulunduğu vurgulanan  dilekçede, “Müvekkilimin tüm bu hususlara katlanması, göz yumması kendisinden  beklenemeyeceği gibi bir ülkenin Cumhurbaşkanı’na ‘sen gayri millisin’ sözlerini  sarf etmek ve bunu yaparken de iftiralara sarılmak adalet ve hakkaniyet  kavramlarıyla bağdaşmayacaktır.” değerlendirmesinde bulunuldu.

YARGITAY KARARI ÖRNEK GÖSTERİLDİ   

Dilekçede, Kemal Kılıçdaroğlu’nun, çekinmeden ve sıkılmadan sarf  ettiği sözlerin, televizyon, gazete ve diğer yayın araçları aracılığıyla halkın  büyük bir kısmına ulaştığı belirtilerek, böylece müvekkili hedef alan ağır,  tahammül edilmesi imkansız hakaret ve ithamları içerir yalan iddialara dayalı  konuşmanın, çok geniş kitlelere ulaşarak müvekkilin aşağılanması, toplum önünde  küçük düşürülmesi ve yıpratılmasının hedeflendiği kaydedildi.  Davalının milletvekili olmasının kendisine hakaret ve iftirada bulunma  hakkı vermeyeceği vurgulanan dilekçede, Anayasa’nın 83. maddesinde,  milletvekillerine yönelik tanınan imtiyazın, sadece Meclis ve yasama  faaliyetlerine ilişkin yapılan konuşmalarla sınırlandığı, hakaret içerikli  sözlerin de bunun dışında tutulduğu anlatıldı. Dilekçede, davalının grup  toplantısındaki sözlerinin, Meclis faaliyetine değil bir amaca yönelik  müvekkillerin şahsına yapıldığını ve onları karalamaya yönelik olduğu aktarıldı.

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin yasama dokunulmazlığı ile ilgili  kararındaki “Milletvekilinin eleştirilere karşı verdiği yanıt, yasama faaliyeti  ile uyumluluk teşkil etmeyip doğrudan davacının kişiliğini hedef alan, onur ve  saygınlığına saldırı oluşturan hakaret niteliğindedir… Bu nedenle yasama  dokunulmazlığı sınırları içerisinde değerlendirilemez.” şeklindeki ifadelere  atıfta bulunulan dilekçede, “Dolayısıyla davalının sarf ettiği sözler  müvekkillere doğrudan saldırı niteliği taşıyor ve tamamıyla hakaret ve iftira  içeriklidir.” denildi.

HEDEF TAHTASI

Dilekçede, Yargıtay’ın benzer bir kararı hatırlatılarak, davalının  müvekkile yönelik “hırsız” yönündeki ithamlarının yasama dokunulmazlığı ile  açıklanamayacağı ve açık bir saldırı niteliğinde olduğu belirtilerek, şunlar kaydedildi: “Söylenen sözler ve maruz kalınan haksız fiil; müvekkillerin hedef  tahtası haline getirilmesine sebep olmuştur. Davalının kusurlu ve hukuka aykırı  eylemiyle kişilik hakkı zedelenen müvekkillerimin bu eylem nedeniyle duyduğu acı,  elem ve üzüntünün bir nebze olsun telafisi bakımından 1 milyon 500 bin lira  manevi tazminatın haksız fiil tarihi olan 28 Kasım’dan itibaren işleyecek yasal  faizi ile davalıdan alınarak davacı müvekkillere verilmelidir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan adına 500 bin lira, diğer 5 müvekkilin de 200’er  bin lira manevi tazminat talebi bulunduğu bildirilen dilekçede, “İftira yollu  hakaretin büyüklüğü dikkate alınarak talebin kısmen değil, aynen kabul edilmesi  gerekmekte olup, talebimizin bu miktar üzerinden kabul edilmesi arz olunur”  denildi.

3 MİLYON LİRAYI BULDU

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kılıçdaroğlu’nun iddialarıyla ilgili olarak, “Şu anda 5 kişiismi geçen kardeşlerim, dünürüm, diğer ismi geçen arkadaşlarımız davalarını açacaklar. Yakasından bu adamın düşmeyecekler. Yargıda bu hak aranacaktır. Ben de ayrıca tekrar buna yeniden bir dava açacağım. Hukukta hakkımızı yeniden aramanın peşinde olacağım” demişti.  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisine, çocuklarına ve ailesine yönelik sözleri nedeniyle CHP lideri Kılıçdaroğlu’na 1 milyon 500 bin lira değerinde manevi tazminat davası açmıştı.  Böylece tazminat davası miktarı 3 milyon liraya çıktı.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum