İlhan Cihaner’den TTB gözaltılarına ilişkin sert çıkış

71999.jpg

CHP İstanbul Milletvekili İlhan Cihaner ve İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke, 3 Şubat’taki CHP’nin 36. Olağan Kurultayı öncesinde geçen hafta bir bildiri yayınladı.

İlhan Cihaner ile CHP ve Türkiye’nin içinde bulunduğu krizi, yaklaşan kurultayı ve barış talep eden TTB üyelerinin gözaltına alınışını  TAZ Gazete için Erk Acarer ile konuştu.

Bildirinizde “kapsayıcı bir sosyal demokrat program ve anti-faşist mücadelenin gerektirdiği örgütlenme olmalı“ ifadelerini kullanıyorsunuz. Somut olarak bahsettiğiniz nedir? CHP ne yapmalı?

Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, ister açık faşizme giden yol, ister totaliter bir yapı ya da İslami düzen olarak tanımlansın, olağanüstü bir durumu tarif ediyor. Bu durum karşısında ise yeterince özgün, cesur, onu karşılayabilecek, durdurabilecek aynı nitelikte çözümler üretilemiyor. Eğer 2019’da da bu gerçekliğin önüne geçilemezse iktidar; bizim için, Türkiye için dahası Ortadoğu ve dünya için giderek bir risk haline gelir.

Biz burada bir pozisyon alınması, bariyer çekilmesi gerektiğini düşünüyoruz. O pozisyonu, bizatihi sorunların kaynağı olan siyasetçilerin ya da siyasi akımların dayattığı kalıplar ile değil, solun evrensel değerleriyle almalıyız. Türkiye özellinde de Cumhuriyet değerleriyle birlikte bir hat örülmesi gerekiyor. AKP’nin „millilik ve yerlilik“ kavramlarını kullanarak savaş çığırtkanlığı yapmasına „acaba“ ile başlayan herhangi bir cümle ile karşılık verip, „bizi bir yere sıkıştırırlar“ diye düşünerek tavır almaya çalışırsak teslim olmuşuz demektir.

 Savaşa hayır dedikleri için gözaltına alınan TTB üyeleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

İşte son örnek bu; Türkiye Tabipler birliğinin yönetim kurulu üyelerininin ev ve ofisleri arandı, gözaltına alındılar. Bu tarz geri adımların, günübirlik tedbirlerin ya da “karşı taraf acaba ne der?“ diyerek ilkelerinizden verdiğiniz tavizlerin sonu yok. Açıkçası muhalefetin yurttaşlar açısından çok büyük sorumluluğu var. Eğer soyut olarak “savaşa hayır“ dedikleri için gözaltına alınan bunca insan varken “biz hükümetin arkasındayız“ diye açıklama yaparsak ertesi gün de gelirler TTB yönetim kurulu üyelerini gözaltına alırlar. Buna cesaret edememeleri lazım. TTB ne diyor ki! Barış bildirisinde kullanılan ifadeler 4 cümle: „Savaş halk sağlığı sorunudur, insanlık dramının beraberinde getirir, savaşa karşı barış iklimini savunmak gerekir, özgür, eşitlikçi, adil, demokratik bir yaşam kurmak ve bunu sürekli kılmak zorunludur. Savaşa hayır, barış hemen şimdi.“ Bunun bile krimalize edilmesinde bizim çekingen duruşumuzun katkısı olduğunu görmemiz lazım. Laikliğin savunulmasında da çekingen durduk.

 CHP her kesimde eleştiriliyor, haklılık payı ne? Yaptığı muhalefet yeterli mi?

Olağanüstü koşullarda vatandaşların milletvekillerinden beklentileri herhalde bir slogan ya da tweet atmak değildir. Herkes özgürlüklerden, demokrasiden yana ama bu slogan düzeyinde kalıyor. Tepkilerin, gerçekçi eylemlere ve politik tutumalara yansıyan bir hal alması gerektiğini düşünüyoruz. Özellikle dokunulmazlık gibi kamu olanakları ile teçhiz edilmiş milletvekillerinin başka şeyler de yapması lazım. Kastımız şiddet eylemleri ya da yasadışı bir mücadelenin taşıyıcılığı değil elbette. Ancak kuşkusuz bir ülkenin karşı karşıya kaldığı felaketlerde bunlar da olacaktır. Nitekim Cumhuriyet kurulurken Kurtuluş savaşını yürüten kadrolar böyle yapmıştır. Ama biz şu anda o koşullarda değiliz. O koşulları görmüyoruz. Demokratik kanalların sonuna kadar kullanılması gerektiğini düşünüyoruz. Olağanüstü muhalefet derken bunu söylüyoruz. Şimdi iktidara karşı en üst düzeyde radikal bir tepki örgütlenmezse bu sırayla herkesi alacak.

 Parlamento artık demokratik bir kanal değil diyebilir miyiz?

Parlemento işlevini kaybetmişse, oraya hiçbir şey olamış gibi gidip gelemezsiniz. Hükümet Meclis’ten çıkmıyorsa, savaş kararı bile burada alınmıyorsa, bütçe hakkınız yoksa, Cumhurbaşkanı’nın oğlunun, tüm bakanlar kurulundan daha fazla belirleyiciliği bulunuyorsa, o zaman bu oyunu oynayamazsınız! Bu oyunu oynamamız gerekir.

İktidar ne yaptığının farkında, çok iyi biliyor. Artık Türkiye’deki sorunların önemli bir kısmı, iktidara yakın yurttaşlar da dahil olmak üzere toplumun tümü tarafından da biliniyor. Fakat muhalefetin sorunların henüz nereye gideceğine dair refleksler geliştirmediğini dününüyoruz. İktidara kendi ellerimizle meşruiyet kazandırmamalıyız. Artık bırakın torba yasaları, ülke “torba“ Kanun Hükmünde Kararnameler ile (KHK) yönetiliyor.

 Parlamento işlevini kaybettiyse, yapılması gereken nedir?

Bizim önerdiğimiz boykot ya da aktif boykotun tartışılması. Bir örnek vereyim. Referandumda değişen anayasaya göre hemen yürürlüğe giren maddelerinden biri hakimler ve savcılar yüksek kurulunun üyelerinin seçilmesiydi. Yeni sisteme göre Cumhurbaşkanı üyelerin 6’sını doğrudan atıyor. 7 tanesini de TBMM seçiyordu. Bu propoganda sırasında da „çoğunluk mecliste olduğu için yürütmenin yargıya etkisi belirleyici olmaz çünkü çoğunluk parlementodan olur“ dediler. İsimler sarayda belirlendi. AKP çoğunluğu ile oylandı. Sözde parlemento seçti.

İşte bu oyunu oynamamız, ve durumu meşrulaştırmamamız gerekiyordu. Bu dayatmaları, boykot edeceğimizi açıkça söyleyip, Türkiye’nin her yerini forum alanları ve meclise çevirerek, durumu yurttaşlara anlatırsak buradan bir sonuç elde edebiliriz. Zaten zamanın ruhu da bu tarz yapılanmalara daha fazla imkan veriyor. Böylece „parlemento seçti, parlemento çıkardı bu yasayı“ gibi söylemler ortadan kalkar.

Savaş konusunda fikir ayrılığında olan bir CHP var. Operasyonu destekleyen Genel Başkan Kılıçdaroğlu ve barış isteyen kimi vekiller…

CHP yönetimi barış fikrine karşı değil. Zaten tersini düşünsek bu partide olmayız. Bunun daha çok konjonktürel, taktiksel bir hamle olarak yapıldığını ve yanlış olduğunu düşünüyoruz. Ayrıca Anayasa teminatımız ve taraf olduğumuz anlaşmaların tümü, düşünce özgürlüğünü güvence altına alır. Yurttaşlarımız sadece „barış“ demekten korkar hale geldiyse, sosyal medyada „barış“ yazdığı için yüzlerce kişi gözaltına alınıyorsa ve halk söz söylemekten geri duruyorsa burada bir sorun var demektir. Bu partinin kuruluş cümlelerinden biri “Yurtta sulh, cihanda sulh“tur.

 Kurultay yaklaşırken bütün genel başkan adaylarının erkek olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

CHP’nin önerdiği bir tüzük kurultayı olacak, konuyu burada değerlendireceğiz. CHP’nin üstünde durması gereken konulardan biri de kadın ve gençlik kolları yapılanmaları. İşlevsel olmalılar. Cinsiyet kotasının ise mutlaka eşit olması lazım. Burada da Atatürk’ten referans mülkün. Ona göre toplumun yarı dinamiğinin dışında bırakıldığı sistem başarıya ulaşamaz. Tüzükte mecburi bir kadın kotası olmalı. Bunu da içselleştirmeliyiz.

 Kılıçdaroğlu’nun koltuğunda kalması AKP’ye yarar mı?

Kılıçdaroğlu’nun koltukta kalması AKP’ye niye yarasın? İktidar bunun kendisine yarayacağını düşünse bu kadar saldırmazlardı herhalde. Ayrıca CHP, Kılıçdaroğlu’ndan ibaret değil. Bizim iddiamız şu, CHP çok yüksek potansiyele sahip olan bir parti. Son zamanların moda benzetmesiyle uyuyan bir dev. Ancak CHP’nin bu potansiyelinin doğru ve ideal bir şekilde kullanamadığını düşünüyoruz. Bundan da herkes payına düşeni alsın. Bildiride Selin Sayek Böke ve benim imzam vardı ama sayımız çok daha fazla.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum