HAK-İŞ Genel Başkanı Arslan:

hak-is-genel-baskani-arslan_5d32157.jpg

GAZİANTEP (AA) – HAK-İŞ Genel Başkanı Mahmut Arslan, anayasa değişikliğiyle ilgili, “Şu anda parlamentonun verdiği karar, 330 ve üzerindeki oy, bu sistemin artık krizlere gebe olduğunu bilerek çözüm arıyor. Biz, bu çözümün taraftarıyız ve tarafındayız.” dedi.

Gaziantep’te bir otelde HAK-İŞ ve MÜSİAD’ın ortak düzenlediği eğitim programının açılışında konuşan Arslan, Türkiye’de 13 milyona yakın sigortalı işçi olduğunu belirterek, bu 13 milyonun sadece 500 bininin HAK-İŞ’e üye olduğunu, diğer sendikaların bir milyon 500 bin üyesi bulunduğunu söyledi.

Arslan, yaklaşık 12 milyona yakın işçinin sendikasız olduğunu dile getirerek, “Sendikalara güven sorunu var. Hem işletmelerin güven sorunu var hem de işçilerin. Demek ki bizim yapmamız gereken çok iş var.” dedi.

Taşeron işçilik gerçeğini Türkiye’de ilk ortaya koyan ve bu konuda büyük bir mücadele sergileyen bir noktada bulunduklarını ifade eden Arslan, “Bugün konfederasyonumuzun üyelerinin önemli bir bölümünü taşeron işçiler oluşturmakta. Biz bu taşeron işçiliği gerçeğini çeşitli araştırmalarımızla, çeşitli çalışmalarımızla, kampanyalarla kamuoyuna duyurduk. Türkiye’de 1990’lı yıllardan itibaren devam eden ve bugün artık sürdürülemez olma noktasına gelmiş taşeron gerçeğinin köklü bir şekilde gözden geçirilip, köklü bir şekilde çözüme kavuşturulması gerekiyor.” diye konuştu.

Kamu hizmeti yaptırılan bu insanların kamuda işçi kadrolarında istihdam edilmelerini istediklerini anlatan Arslan, “Bunun dışında sunulan bütün çözümler Özel Sözleşmeli Personel (ÖSP) ve benzeri bütün çözümlerin aslında bizim çözümlerimiz olmadığını ifade etmek istiyorum. Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Başbakanımız ki bundan önceki Başbakanımız, Maliye Bakanımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlarımız hasılı bütün muhataplarımıza bunu anlatmaya devam ettik.” ifadelerini kullandı.

Konfederasyon olarak çalışma barışının sıkıntıya düşmesini istemediklerini dile getiren Arslan, şöyle konuştu:

“O zaman bu sorunların çözümü için hükümete sunduğumuz önerilerin dikkate alınarak taşeron gerçeğini ve taşeron gerçeğiyle birlikte ülkemizin kamu personel reformunu yeniden ortaya koyup çözmemiz gerekiyor. Bunun için HAK-İŞ kendisine güveniyor. Projelerimiz, önerilerimiz, ortaya koyduğumuz bilimsel çalışmalarımızı hükümetimizle paylaştık. Umarım bizim bu paylaştığımız, ortaya koyduğumuz çözümler etrafında yeni bir çözüm üzerinde mutabık kalırız ve bu sorunu kangren olmaktan çıkarmış oluruz. Belediyeleri saymazsanız yaklaşık 500 civarında tespit edebildiğimiz taşeron işçi var. Belediyelerle birlikte bu rakam 750 binin üzerine çıkıyor. Bu gerçekten Türkiye için çok önemli bir rakam. Bu kadar kamu hizmetlerinin tamamen taşeron eliyle sürdürülmesinin Türkiye için çok ciddi sorunlar oluşturacağının altını çizmemiz gerek. Onun için taşeron gerçeğini çözme konusunda hükümete buradan bir kere daha çağrı yapıyoruz. Bu konuda HAK-İŞ olarak bizim önümüze getirilen Maliye Bakanlığının, Başbakan Yardımcısı Şimşek’in ortaya koyduğu çözümlerin bizim tarafımızdan kabul imkanı olmadığını ifade etmek istiyorum. Bu sorunu çözeceksek birlikte oturup, müzakere edip, aklın yolu birdir noktasında buluşmamız gerekiyor.”

– “Terörü kınıyoruz, lanetliyoruz”

“15 Temmuz’un bir darbe girişimi değil, Türkiye’yi bir işgal girişimi olduğunu hep beraber biliyoruz” diyen Arslan, ancak 15 Temmuz’un farklı versiyonlarının halen devam ettiğini, terör örgütlerinin hedefi haline gelen Türkiye’nin her gün evlatlarını şehit verdiğini, terör örgütlerinin isimlerinin farklı ama hedeflerinin ortak olduğunu, bu hedefin de Türkiye’yi istikrarsızlaştırmak olduğunu söyledi.

Arslan, “Türkiye’yi bölgesinde etkin bir devlet olmasından uzaklaştırmak, oyun kurucu bir devlet değil, edilgen bir devlet noktasına getirmek için içeriden ve dışarıdan bir kısım odakların, üst aklın Türkiye’ye biçtiği rolü yerine getirmeye çalışıyorlar. Bunlara taşeron bile diyemiyorum. Dolayısıyla bu yapıların Türkiye’nin istikrarına yönelik yaptıkları bu eylemleri kınıyoruz, lanetliyoruz. Teröre karşı ismi ne olursa olsun, amacı ne olursa olsun hiçbir düşüncenin terör yoluyla kabul edilmesini, ettirilmesini asla kabul edemeyiz ve bütün örgütleri, terör yapanları sınıflandırmadan hepsine karşı HAK-İŞ olarak mücadelemizi sürdüreceğiz, sürdürmeye devam edeceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.

– Anayasa değişikliği

HAK-İŞ olarak anayasa değişikliğine kabul ve red tartışmalarının ötesinde yaklaştıklarını kaydeden Arslan, “Herşeyden önce Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gerek parlamenter sistem olarak, gerekse eğer halk karar verirse cumhurbaşkanlığı veya başkanlık sistemi olarak neyi kabul etmişse başımızın üstünde yeri var.” dedi.

“Parlamenter sisteme dünyanın en iyi sistemi de diyemezsiniz, başkanlık sistemine de diyemezsiniz” ifadesini kullanan Arslan, “Herbirisiyle ilgili uygulamalarda farklılıklar var. Bazı ülkelerde çok iyi uygulanmış, bazı ülkelerde yanlış. Her ikisiyle ilgili de mutlak bu doğrudur, bundan başkası olmaz diyemeyiz.” açıklamasında bulundu.

Başkanlık tartışmalarının 2007 yılında ortaya çıktığını anlatan Arslan, şunları söyledi:

“367 garabeti dediğimiz AK Parti’den eşinin başı örtülü bir cumhurbaşkanının olamayacağını söyleyen o zamanki güçler, Meclis’ten 355 oy alan Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığına geçit vermediler. Ve CHP bunu Anayasa Mahkemesine götürdü. Anayasa Mahkemesi de dedi ki ‘parlamentoda 367 oy alamazsanız, 367 milletvekiliniz olmazsa cumhurbaşkanını seçemezsiniz.’ O zaman hükümet erken seçim kararı aldı. Bir anayasa değişikliği kararı alındı. ‘Madem bize cumhurbaşkanını seçtirmiyorsunuz, halk seçsin’ dendi. O anayasa değişikliği de 2007’de referanduma gitti. Referandumda halk, cumhurbaşkanını halkın seçmesi referandumuna büyük bir destek vererek kabul etti. Şimdi bugün ben anlayamıyorum, Cumhuriyet Halk Partisi’nin cumhurbaşkanlığı sistemi ve bugünkü başbakanlık tartışmalarındaki yerini anlayamıyorum. Aslında bunun sebebi Cumhuriyet Halk Partisi eğer 2007 yılında Anayasa Mahkemesine bunu götürmeseydi, Ahmet Necdet Sezer’in seçildiği gibi Abdullah Gül de seçilseydi ben eminim ki bugün bu tartışmalar olmayacaktı ama siz demokrasiyi parlamenter sistemi kendi çıkarlarınız, o günkü zinde güçlerle, vesayet rejimiyle işbirliği yaparak engellerseniz gideceği yer burasıdır.”

Başkanlık sisteminin geçişinin 2007 referandumunda olduğunu ifade eden Arslan, “Halk, ‘cumhurbaşkanını ben seçeceğim’ diye karar vermiştir. 2014 yılında da bu tescil edilmiştir. Cumhurbaşkanını halk seçmiştir.” dedi.

Anayasaya göre cumhurbaşkanının yetkilerini anlatan Arslan, sözlerini sürdürdü:

“Bunların hiçbirisinden dolayı sorgulanamaz, hesaba çekilemez. Böyle bir yetki cumhurbaşkanına verirseniz bu ülkede aslında siz bir krizi de bekleyeceksiniz. Benim endişem şu arkadaşlar, anayasa değişikliği kabul edilir, edilmez. Anayasa değişikliğine farklı şekillerde itiraz edersiniz, etmezsiniz. Ben bu ülkenin yeterince krizlerden çektiğini düşünüyorum. Artık yeni kriz istemiyoruz. Cumhurbaşkanını halk seçmeden önceki cumhurbaşkanlarıyla kriz yaşadık. Kenan Evren’le rahmetli Özal arasındaki kriz. Turgut Özal, kendi getirdiği başbakanıyla kriz yaşadı. Rahmetli olmasaydı yeni bir parti kuracaktı, kurmuştu da. Neden? Sistem tartışmayı gerektiriyor. Süleyman Demirel, Tansu Çiller’le kavga etti, kendi siyasi hareketinden gelenlerle… Neden? Sistem çatışmayı gerektiriyor. Cumhurbaşkanının yetkileri çok fazla, sorumluluğu yok. Yürütmenin başında başbakan, yetkileri sınırlı. Büyük bir sorumluluğu var. Çatışma…”

Mahmut Arslan, 4 partinin desteğiyle cumhurbaşkanı seçilen Ahmet Necdet Sezer’in en büyük desteğinin dönemin başbakanı Bülent Ecevit olduğunu dile getirerek, ikisinin arasındaki krize işaret etti.

Arslan, şunları kaydetti:

“Şöyle diyordu Ecevit, ‘bu bir devlet krizidir. Cumhurbaşkanı benim suratıma anayasa kitapçığını fırlattı.’ Ve bu anayasa kitapçığının fırlatılmasından sonra Türkiye büyük bir ekonomik kriz yaşadı. Hayatında bir sefer siyasi partilerin önünden geçmemiş bir bürokratı cumhurbaşkanı yaptılar, Ahmet Necdet Sezer. Ama o da kendisini getiren iradeyle kavga etti. Sistem bunu gerektiriyor.”

Şimdiyse 2014’ten sonra halkın seçtiği bir cumhurbaşkanı bulunduğuna işaret eden Arslan, “Bu kadar yetkileri de var. Öbür taraftan da yüzde 50 oy almış bir siyasi parti. Ve genel başkanı. Kaçınılmaz çatışma. Buradan size soruyorum Allah aşkına. Hangimiz biliyor Ahmet Davutoğlu niye ayrıldı? Ne yaptı? Biliyor musunuz? İşte bu çatışma, krizin sonucu. Dolayısıyla ben ülkemin geleceğinden endişeliyim. Bu sistem devam ederse biliniz ki yarın Sayın Binali Yıldırım’la benzer krizler olabilir. Burada insanlardan bağımsız olarak bakmamız gerekiyor. Bu sistem krizi getiriyor. Ben bu ülkenin kriz yaşamasını istemiyorum.” diye konuştu.

– “330 ve üzerindeki oy çözüm arıyor, biz çözümün taraftarıyız”

Parlamenter sistemin güçlendirilmesinin de bir çözüm olabileceğini vurgulayan Arslan, şöyle devam etti:

“Eğer parlamento bu konuda bir karar vermiş olsaydı bunu da tartışacaktık ama şu anda parlamentonun verdiği karar, 330 ve üzerindeki oy, bu sistemin artık krizlere gebe olduğunu bilerek çözüm arıyor. Biz, bu çözümün taraftarıyız ve tarafındayız. Çünkü ülkemizde yeterince krizler devam ediyoruz zaten, yeni krizler olsun istemiyoruz. Eğer parlamenter sistem bu krizleri çözebilseydi, bunun çözümünü bulsaydı bunları tartışmayacaktık ama parlamenter sistem 2007’de vesayet odaklarını getirdi. Parlamentonun iradesini bürokratlara teslim ettik. Anayasa Mahkemesi üyelerine teslim ettik. Ve maalesef o bugünlere bizi getirdi.”

AK Parti’nin 7 Haziran seçimlerinde yüzde 41’e yakın oy aldığını hatırlatan Arslan, “Tek başına hükümet kuramadı. Dolayısıyla parlamenter sistemin krizlerinden kurtulabilmek için bir çözüme ihtiyacımız var. Parlamenter sistemi de güçlendirebilirdik ama şu andaki parlamentodaki aritmetik, başkanlık sistemini bizim önümüze koyuyor. Türkiye zaten yeterince krizler yaşıyor. Bir yönetim krizine Türkiye’nin tahammülü yok.” dedi.

“Meseleyi Sayın Erdoğan’ın şahsından öte düşünmemiz gerekiyor.” diyen Arslan, sözlerini şöyle tamamladı:

“Tayyip Erdoğan, bugün var yarın yok ama bu ülke ilelebet devam edecek. Ülkemi seviyorum. Ülkemin potansiyeline güveniyorum. Ülkemin bir yönetim krizine girmesini istemiyorum. Bugün parlamenter sistemi savunanlar keşke parlamenter sistemin arızalarını, sorunlarını yıllar içerisinde çözebilseydi de bugünlere gelmeseydik. O yüzden bugün bir mecburiyet var. Bu krizi çözemezsek Türkiye yeni krizlere gebedir diye endişe ediyoruz. Biz referandumda çözümden yana ve ülkemizin yönetim krizlerini yaşamaması noktasında bir kararlılık içerisinde olmaya devam edeceğiz.”

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum