FETÖ'nün yargı yapılanmasına ilişkin iddianamenin ayrıntıları belli oldu

fetonun-yargi-yapilanmasina-iliskin-iddianamenin-ayrintilari-belli-oldu_b37cd7d.jpg

ANKARA (AA) – Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, kamuoyunda “Kozmik Oda” olarak bilinen soruşturmayı yürüten eski Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili hakkında, Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) üyesi olmak suçlamasıyla hazırlanan iddianamede örgütün yargı yapılanmasına ilişkin detaylara yer verildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçları Soruşturma Bürosu savcılarından Ahmet Akça’nın, eski savcı Bilgili hakkında hazırladığı iddianamede, farklı davaların sanıkları arasında yer alan eski hakim ve savcıların ifadeleri doğrultusunda FETÖ’nün yargı yapılanmasına ilişkin tespitler aktarıldı.

İddianamede ifadesine yer verilen FETÖ şüphelisi eski savcı Metin Özyurt, örgütün 1999’dan 2012’ye kadar stajyer yargı mensuplarını Ankara’da istihdam ettiğini, stajyerlerin üç ya da dörder kişilik gruplar halinde örgüte bağlı evlerde kaldığını ve her stajyer grubunun başına bir “imam” atandığını söyledi.

Stajyerlerin bir kısmının “sınav hizmetleri” adı altında kamuya giriş sınavlarını takip etmekle görevlendirildiğini belirten Özyurt, “murakıp” denilen bu kişilerin hafta sonları ya da iki haftada bir evleri ziyaret ederek yeni mezunları izlediklerini belirtti.

Özyurt, “örgütün merkezi” tabir edilen Ankara’da Yargıtay ve Danıştay tetkik hakimlerinin kendi içlerinde ayrı gruplar halinde çalıştığını, bu gruplardaki tetkik hakimlerinin en fazla 3-4 kişilik gruplar halinde, ayda 2 defa lojmanlarda bir araya geldiklerini ifade ederek, bu görüşmelerin birinde “keyfiyet” tabiriyle mesleki konuların görüşüldüğünü, ikinci görüşmede ise evli olanlardan maaşlarının yüzde 10’unun, bekarlardan da yüzde 20’sinin “himmet” olarak toplandığını kaydetti.

Özyurt, bir araya geldiklerinde kıdemli olan tetkik hakimi tarafından diğer örgüt üyelerine “sohbet” verildiğini söyledi.

“Kesinlikle telefon irtibatı sağlanmıyordu”

Eski savcı Özyurt, örgütün 2010’dan sonra sivilleşmeye geçtiğini, aidatların sivil kişiler tarafından takip edilmeye başlandığını ve yine bu kişilerin sohbet gruplarının da takibini yaptığını anlattı.

Bu sivil mesullerle irtibatın bazen telefondaki program aracılığıyla bazen de tabletlere yüklü programla sağlandığına işaret eden Özyurt, “Bu irtibatlar 2014 yılı sonuna kadar ByLock isimli program ile yapıldı. Daha sonra meslektaşlara tabletler verildi. Ve irtibatlar bu tabletlerdeki programlar aracılığıyla yapılmaya başlanıldı. Kesinlikle telefon irtibatı sağlanmıyordu.” beyanında bulundu.

“Yargı mensupları 2015 yılı tarihi itibarıyla ByLock kullanımını bırakmışlardı”

Özyurt, ByLock programının örgüt mensuplarının sivil kanadı ile hakim ve savcılar arasındaki iletişimi sağladığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Örgüt, ByLock programının 2014 yılında deşifre olduğunu keşfetti. Hatta 2014 yılında cemaat mensuplarının ByLock kullandığına dair bir haber Akşam gazetesinde çıktı. 2014 yılının sonundan itibaren yargı mensupları için ByLock kullanımı peyderpey azaltılmaya ve bırakılmaya başlandı. Telefonlara formatlar atılarak, fabrika ayarlarına geri dönme işlemi yapılarak temizlenmeye çalışıldı. Bu programlarda ilk etapta genel itibari ile dini şeyler, hadisler, ayetler paylaşılıyordu. Benim söylediklerim ByLock kullanan hakim, savcılar için geçerlidir. Diğer grupları bilmem, ByLock’tan sonra bir süre Telegram isimli program kullanıldı. Daha sonra WhatsApp görünümlü başka programlar kullanıldı. Yani telefon uygulamalarında WhatsApp görüntüsü var fakat içerik WhatsApp değil.

2015 yılından sonra da tabletler aracılığıyla irtibat sağlanmaya başlandı. Telefonla irtibatın kesilmesi yönünde talimatlar geldi, yargı mensupları 2015 yılı tarihi itibarıyla ByLock kullanımını bırakmışlardı.”

Özyurt, yargı sorumlusu altında 7 kişilik heyetin de yapılanmanın tüm sorunlarını, işleyişini koordine ettiğini belirterek, bu sorumluların “unvanlı hakim”, “savcı sorumlusu”, “Yargıtay sorumlusu”, “teftiş sorumlusu”, “HSYK sorumlusu”, “akademi sorumlusu”, “Danıştay sorumlusu”, “Sayıştay sorumlusu” ve “taşra sorumlusu” şeklinde ayrıldıklarını, bir dönem unvanlı hakim ve savcıların sorumluluğunun “Aydın” ismindeki tetkik hakimi tarafından üstlenildiği bilgisini paylaştı.

Akademideki tetkik hakimlerine özel önem

FETÖ’nün yargı yapılanmasında akademi ayağında görev yapacak tetkik hakimlerine ayrıca önem verildiğini, akademi yöneticilerinin örgütten olmasının sağlandığını, akademide derse giren öğretim üyelerinin de örgütten ya da örgüte yakın kişilerden olmasına önem verildiğini ifade eden eski savcı Özyurt, Adalet Bakanlığı yapılanmasında da Personel Genel Müdürlüğü, Ceza İşleri Genel Müdürlüğü, Strateji Daire Başkanlığı birimlerine, Yargıtayda da “hassas daireler” olarak görünen 9’uncu, 5’inci ve 11’inci ceza dairelerine önem gösterildiğini bildirdi.

FETÖ’den hakim ve savcılara “uyanık göz” talimatı

Eski Cumhuriyet Savcısı Mücahid Ünal da ifadesinde FETÖ’nün yargı yapılanmasında “menfi takip havuzu” ve “dava takip havuzu” ile değişik konularda veri tabanı oluşturulduğunu kaydetti.

“Menfi takip havuzu”nda görev yapılan adliye ve etrafında olup bitenlerle örgüte yakın kişiler hakkındaki olumsuz beyanda bulunanlar ve haklarında olumsuz algı oluşturulacaklarla ilgili bilgilerin toplandığını, bu bilgilerin hücre tipi yapılanma vasıtasıyla sorumlulara ulaştırıldığını belirten Ünal, kendilerinden görev yaptıkları yerlerde “uyanık göz” olmalarının istendiğini söyledi.

Ünal, “dava takip havuzu”nda ise hiyerarşik düzende önemli davalarla ilgili bilgilerin veri tabanının oluşturulduğunu aktararak, “Ergenekon soruşturmalarının Ümraniye’de bir gecekonduda bulunan el bombalarıyla başladığı bilgilerinin dava takip havuzuna aktarıldığını, diğer gelen bilgilerle de parçaların dava takip havuzunda birleştirilerek Ergenekon operasyonlarının başlatıldığı ve bu şekilde dava takip havuzunun yararlı bir sistem olduğu anlatılıyordu. Grup sorumluları bir üstlerine hiyerarşik düzen uyarınca bilgileri aktarıyordu.” şeklinde ifade verdi.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum