CHP, Erdoğan’ı ikna etmek istiyor

56710_814x458.jpg

CHP Genel Sekreteri Akif Hamzaçebi , TBMM’nin en deneyimli isimlerinden biri. Hamzaçebi, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda 9 yıl fiilen çalışma yürüttü. 5 yıl boyunca CHP Grup Başkanvekilliği, 2 yıl TBMM Başkan Vekilliği yaptı. Hamzaçebi’nin şimdi hedefi ise İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı.

Yerel seçim çalışmalarına son hız devam eden Hamzaçebi, İstanbul’a ilişkin projelerini Cumhuriyet’ten Hazal Ocak‘a anlattı.

 

CHP’li Hamzaçebi söyleşisi şöyle:

Sosyal belediyecilik anlayışını ileriye taşıyarak İstanbul’da hâkim kılacaklarını anlatan Hamzaçebi, “İnsanların insan olmaktan kaynaklanan haklarını onlara teslim edeceğiz” diyor. İstanbul’un tarihsel kimliğini İstanbul’a iade edeceklerini anlatan Hamzaçebi’nin sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

Son bir yılda neler yaptınız? Neler yapıyorsunuz?

Genel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçim sürecini yaşadık. Bu süreçte çalışmalarımızı da bu seçimlere yoğunlaştırdık. Yerel seçim çalışmalarına ara vermiştik. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni CHP ’nin kazanması için kaldığımız yerden çalışmalara başladık.

Seçim arasını saymazsak iki yılı aşkın süredir bunun için çalışıyoruz. Bir yandan teknik proje çalışmalarını yürütüyorum bir yandan da bunları vatandaşlarımıza anlatıyorum. Örneğin, İstanbul’da tapu problemi kalmayacak. Tapusunu almamış kimse kalmayacak.

Tapu tahsis belgesi sahibi vatandaşlarımız tam 34 yıldır tapu almak için bekliyor. Bunun için bir kanun gerekmiyor, sadece belediyelerin bu konuya el atması gerekiyor. Bunu biz sağlayacağız. İstanbul yaklaşık 25 yıldır AKP kadroları tarafından yönetiliyor. Son yıllarda bu yönetim anlayışının İstanbul’u çok büyük açmazlara, çok büyük sorunlara sürüklediğini gördük.
İnsanlar umutlu değil

Ne gibi mesela?

Yaklaşık 230’u aşkın şehrin yaşam kalitesini ölçen Mercer Endeksi var. İnsanın günlük yaşamını etkileyen birçok konu değerlendiriliyor. Yeşil alanlar, sağlık hizmetlerine ulaşım, güvenlik, huzur, çocukların okula ulaşımı, dinlenme olanakları, ulaşım, işsizlik, iş bulabilme ve iş kurma olanakları gibi konular inceleniyor. Bunlar, belli oranlar dahilinde bu endeksin içine giriyor ve o kentin yaşam endeksindeki yerini görüyorsunuz.

İstanbul bu endekste giderek geriye düşüyor. 2001 yılında 231 şehir arasında 92. sıradaydı. 2016’da 122, 2017’de 133, 2018’de 134. oldu. Yani İstanbul’da yaşayanlar yaşamından mutlu değil. Olanakları son derece kısıtlı veya giderek azalıyor. Bu anlayış yönetimde kalmaya devam ederse İstanbul 231 kent içerisinde 231. olursa hiç şaşırmayalım. Çok büyük bir olumsuzluğa doğru gidiyoruz ama bu döndürülebilir bir noktada. İstanbul’u insanların yaşamdan keyif aldığı, mutlu olduğu bir kente dönüştürebiliriz.

Sizce İstanbul neden böyle oldu?

Yaşam kalitesini etkileyen önemli unsurların başında ulaşım ve yeşil alan geliyor. İstanbul’daki ulaşım politikası, kente göçü teşvik ediyor. Kent göç aldıkça ortaya çıkan trafiği ve ulaşım ihtiyacını rahatlatmak için sürekli yatırım yapılıyor. Göç ulaşım ihtiyacını arttırıyor. Yeni yatırımlar yapılıyor. Bu yatırımlar ise İstanbul’a göçü teşvik ediyor. Bu durum da büyük bir açmaza yol açıyor. Bu ulaşım politikasını değiştirmek lazım.

Şu an metro yatırımlarına rağmen ulaşım çok büyük ölçüde karayoluna dayanıyor. İstanbul’daki ulaşımın yüzde 30’u otomobil, yüzde 23’ü otobüs ve metrobüs, yüzde 16’sı servis araçları, yüzde 13’ü dolmuş- minibüs, yüzde 14’ü raylı sistem, yüzde 3.5 ise deniz yoluyla yapılıyor. Raylı sistemin payı son derece düşük. Otomobil ulaşımının yarattığı sıkışıklığı kısa vadede çözmek için otobüs ve metrobüse başvurduk. Ancak bunların da kapasitesi belli. Sadece Beylikdüzü ile Söğütlüçeşme arasında yürüyen bu sistem çözüm gibi gözüküyor ama uzun vadede bunu destekleyecek raylı sistemi çok daha yaygın bir hale getirmemiz gerek. Toplu ulaşımı teşvik ederken kentin yayalara ait olduğunu da unutmamak lazım.

Bunu biraz açar mısınız?

Şehrin yayalara ait olması gerekir. Bütün modern şehirlerde esas olan budur. Bugün İstanbul’da bisiklet yolu son derece az. Kaldırımın bir kısmını bisiklet yolu yapmak çözüm değil. Şehirler, insanların ihtiyaçlarını karşılamak üzere meydana getirdiği en büyük yapıdır, en büyük organizasyondur. Şehirlerde sosyal ve fiziki mesafelerin en aza inmesi esastır. Bugün İstanbul’da çalışan insanların oransal durumuna baktığımızda istihdamın yüzde 30’unun Anadolu yakasında, yüzde 70’inin Avrupa yakasında olduğunu görüyoruz. Anadolu yakasında ikamet edenlerin oranı yüzde 35, Avrupa yakasında ikamet edenlerin oranı ise yüzde 65. Demek ki Anadolu yakasında oturan nüfusun ki yüzde 5’lik kısmı iki yaka arasında gidip geliyor. İki yaka arasındaki olağanüstü trafiğin nedenlerinden biri de budur.


Peki yeşil alanların durumu?

Yaşam kalitesini düşüren ikinci ve çok önemli unsur yeşil alanların azlığıdır. İstanbul’da yeşil alanlar katlediliyor. Resmi rakamlara göre İstanbul’da kişi başına düşen yeşil alan miktarı 7 metrekare. Bir Hollanda şirketinin yapmış olduğu araştırmaya göre ise İstanbul’daki kişi başına 4.98 metrekare yeşil alan düşüyor. Gerçekte kişi başına düşen metrekare miktarı 2.5-3 metrekare civarındadır. 2000’lerin başlarında bu rakam 8-10 metrekarelerdeydi. Yani yeşili giderek kaybediyoruz.

Kaynak

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum