Anket doldur para kazan!
Aksoy Araştırma

Buenos Aires G20 Zirvesi: Geriye Doğru Bir Bakış

g20.jpg

G20 Zirvesi, 30 Kasım – 1 Aralık günlerinde, Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te yapıldı. Bu, onuncu G20 Zirve toplantısı; ama Güney Amerika’da yapılan ilk zirve. Katılan ülkeler, dünyanın en yüksek GSYİH’sına sahip ilk 20 ülkesi. Öte yandan bu ülkeler, toplam dünya nüfusunun 2/3 kadarını barındırıyor; dünya üretiminin 4/5’ini ve dünya ticaretinin 3/4’ünü gerçekleştiriyor.

Buenos Aires Zirvesi’nin gerçekleştiği koşullar

Geçen yıl Hamburg’da düzenlenmiş bulunan Zirve’de ciddi şiddet eylemleri meydana gelmişti. Bu yıl Buenos Aires’te güvenlik önlemleri alınmış. Ancak yine de, on binlerce kişinin Buenos Aires’te –Hamburg’dakinin tersine- bu kez sessiz protestosuna engel olunamadı. Ayrıca ne ölçüde şiddetten arınmış olursa olsun, Zirve yine de çok gergin bir psikolojik atmosfer içinde geçti.

2018 yılının G20 Zirvesi, diğer bütün zirveler gibi, hem yapısal sorunların tartışıldığı hem de konjonktüre bağlı spesifik durumların etkilediği bir toplantı oldu. Sembolik davranışlar de, siyasal çevrelerde, hiç kuşkusuz, yine belirli yorumlara yol açtı: Putin’in Ben Salman ile çok samimi tokalaşması, Trump’ın Putin ile randevusunu iptal etmesi vb. Merkel’in uçağının arızası yüzünden Merkel’in tarifeli bir seferle uçup açılış törenini kaçırması ve ancak ucu ucuna akşam yemeğine yetişmesi ise bu Zirve’nin magazin olayı oldu.

Tartışma konusu yapmaktan kaçınılamayacak konjonktürel sorunlar da vardı: Kaşıkçı olayı, Ukrayna-Rusya arasındaki ihtilaf, Trump’ın Rusya ile seçim kampanyası sırasındaki ilişkilerinin yeniden gündeme gelmesi vb.

Ancak dünyanın dikkatini G20 Zirvesi’nde, her zamanki gibi, yine esas olarak kronikleşmiş yapısal/küresel ekonomik konular topladı. Bunların başında da, uluslararası topluluğu yıllardır meşgul eden korumacılık/çok taraflılık sorunu geliyor. Zirve, bu açıdan, neredeyse bir G20 değil bir G19-1 Zirvesi’ne dönüştü. Çünkü ABD Başkanı Donald Trump’ın temel alanlardaki yaklaşımını paylaşan başka kimse yok. Bu nedenle de, Zirve’nin en belirleyici ikili buluşması, dünyanın en büyük iki ekonomisini temsil eden Donald Trump ile Xi Jinping arasındaki 1 Aralık akşam yemeği oldu.

G20 Finans krizinden kurallı çok taraflılığa doğru yol aldı

Bu yıl küresel finans krizinin onuncu yılı. On yıl önceki finansal çöküş, küresel piyasaları ve uluslararası topluluğu derin bir krize sokmuştu. O zaman da, küresel üretimin %80’ini aşkın bir kesimini üreten en büyük 20 ekonominin liderleri bir araya gelip durumu düzeltmeye çabalamıştı. Böylece, G20 Zirve sürecinin başlangıcını oluşturan bu ortam, arkadan gelen G20 toplantılarıyla birlikte dünya ekonomisinin görece istikrar ve büyüme aşamasına geri dönüşüyle sonuçlanmıştı.

O zamanki kriz günleri belki şu anda uzakta kalmış görünüyor; ama ortalık yine de sütliman sayılmaz. Küresel düzeni derinden sarsan sorunlar, sayıları da artıp akutlaşarak, yalnızca bugünü değil yarınları da tehdit etmekte. Demografik baskılar, yöresel savaşlar ve bunların tetiklediği göç hareketleri sosyal, ekonomik ve kültürel dengeleri zorluyor. Bunun vahim siyasal sonuçları oluyor. Öte yandan çevre kirliliği ve iklim değişikliği, gezegenimizi telafisi mümkün olmayacak bozulmalara uğratıyor. Bütün bu olumsuzluklara karşı ise insanlığın sürekli arayışları ve teknolojik gelişmeler, umutsuzluğun insanlığın ufkunu bütünüyle kaplamasını engelliyor. Esasen G20 gibi toplantılar, olumsuzlukların dünyanın her tarafında ortadan kaldırılması ve olumluluğa yönelişin sağlanması için hep birlikte harcanan çabaların ürünü değil midir?

Bunun için uluslararası geçişlilik sağlamalı. Dünyanın 20 ülkeden ibaret olmadığı göz önünde tutulmalı. İlke olarak, kendinde olanı koruma eğiliminden vazgeçerek çok taraflılığa yönelmeli. Belirli bir dozun ötesinde korumacılık, ekonomileri dinamizmden uzaklaştırarak onlara zarar verdiği gibi, küresel tedarik zincirlerini kopartarak dünya toplam üretimini kayba uğratıyor. Dolayısıyla dünya ekonomik düzenini zenginler arası serbest alışveriş sanmayan ama korumacılığı da genel anlamıyla dışlayan bir düzen hedefleniyor.

Bunun için, kurallara dayalı çok taraflı bir ticaret sistemi oluşturulmalı. Dünyanın tüm uluslarının öncelikle kendi çıkarlarına odaklı olması doğaldır. Ancak bunun için, ille de içe kapanmacılığa; Donald Trump’ın –adını koymadan önerdiği- bir tür “içe kapanmacılık/izolasyonizm enternasyonalizmi”ne yönelmek gerekmez. Trump’ın “America first” anlayışını örnek alan “Önce benim ülkem” ilkesi ile davranarak uluslararası toplumun belirlediği kuralların ötesine taşmak, aslında küresel topluluğa kötülük yapmaktır.

G20’nin misyonu ve gördüğü işlev

G20, bir gereklilik sonucu ortaya çıkmış bir örgüt yapısıdır. Bu türden oluşumlar, kuruluşları gereği, omuzlarında bir tarihsel misyon yükü taşırlar. G20’nin tarihsel misyonu, dünya halklarının uyumlu gelişimi ve refaha yönelimi doğrultusunda ekonomik barış ve istikrar için gerekli koşul ve kuralların belirlenmesine zemin oluşturmaktır.  Ne var ki bu işlevi her zaman layıkıyla gördüğü öne sürülemez.

Yineleyelim ki G20, on yıl önceki finans krizinden bu yana dünya ticaret ve ekonomisinde barış ve istikrarın oluşması yönünde olumlu işlevler görmüştür. Ancak küresel ekonomi, günümüzde de yetersiz bir büyüme ve yönetişim ile karşı karşıyadır. Büyük ekonomik güçler arasındaki ticaret sorunlarından kaynaklanan ekonomik gerginlikler siyasal alanlara da bulaşma riski içeriyor. Karşılıklı gümrük duvarları oluşturmakla başlayan kavganın dünya güvenliğini tehdit eder boyutlara ulaşabileceği kaygısı yaygındır. Böyle bir durumda, G20’den bir on yıl önce yaptığı liderlik yeniden beklenebilir.

Bu bağlamda Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) bünyesinde bir reforma gidilmesi söz konusu olmalı. DTÖ’nün temel ilkelerinin desteklenmesi yoluyla gelişmekte olan ülkelerin kalkınma alanları da koruma altına alınabilir. G20, söz konusu reformların gerçekleştirilmesi yolunda önderlik yaparak adil, kapsayıcı ve kurallara dayalı yeni bir uluslararası finans düzeni yaratılmasının yolunu açmalıdır.

Önemli olan, dünya ulusları arasında bir ortaklık ruhunun oluşturulmasıdır. Yüksek iletişim olanakları sayesinde dünyamız artık adeta bir köy; bir tarafındaki sorunun öbür ucunda da hissedildiği bir bütündür. Ticaret, son on yıllarda küresel üretkenliği artırmak için gittikçe daha yoğun biçimde transfer edilen teknolojinin sağladığı olanaklardan yararlandı. Geçen çeyrek yüzyıl boyunca küresel yoksulluk, bu sayede, büyük ölçüde yok edildi. Bu aşamadan sonra bir ABD-Çin/AB ticaret kavgasına tanıklık etmek dünya açısından talihsizliktir.

Yazıyı paylaşın:

Aydın Cıngı Hakkında

Mühendislik ve siyaset bilimi eğitimi almıştır. Araştırma kurumlarında politolog olarak çalışmış. Çok sayıda kitap ve makaleleri, kamuoyu araştırmaları, siyaset biliminde sayısal yöntemler, parti sistemleri, demokratikleşme süreçleri, sosyal demokrasi, göçler, toplumlarda küresel geçişlilik, AB, Güney Avrupa, Avrupa ve Türk siyasal tarihi vb. konulara ilişkindir.

Top
big data blogu