Aydın Cıngı yazı: G-7 Zirvesi’nin Düşündürdükleri

skynews-g7-trump-trudeau-merkel_4756527.jpg

G-7 Grubu, dünyanın en zengin ülkeleri tarafından 1973 petrol krizini izleyen dönemde, bir anlamda kendileri aleyhine bozulma eğilimi gösteren statükoyu koruma amacıyla kuruldu. Ancak G-7 zirvesi, tasarlandığı yıllarda baş aktörlerden Fransa’da Başkan Pompidou’nu ölümü, Federal Almanya Şansölyesi Willy Brandt’ın bir skandal dolayısıyla görevinden ayrılması gibi nedenlerle önemli siyasal figürlerin değişmek zorunda kalması sonucunda resmen ilk kez 1975’de Fransa’da toplandı.

O zamandan bu yana yer yıl toplanan zirvenin katılımcılarını sayısı önceleri 6 iken sonradan Kanada’nın da devreye sokulmasıyla 7’ye çıktı. Hatta bir ara Rusya’nın da gruba dahil edilmesi söz konusu edildi; ancak şu anda yedi katılımcı ülke var: Amerika Birleşik Devletleri, Federal Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere, Japonya, Kanada. Zirveye ayrıca Avrupa Birliği Konsey Başkanı ve Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı da katılıyor.

Bu yılın zirvesi

Bu 7 ülke, IMF tanımına göre dünyanın, “en ileri ekonomisine” sahip 7 ülkesi. 2018 sonu itibariyle 317 trilyon dolar ile dünya varlığının %58 kadarına sahip. Bu yıl 45.’si Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un ev sahipliğine gerçekleşen zirve, sonuç bildirgesi açıklanmadan bitirildi.

Çünkü, küresel ekonominin şu anda geçen yılki Kanada toplantısınınki gibi bir sonuca hiç ihtiyacı yoktu. Geçen yıl liderler nihai açıklama üzerinde bir türlü anlaşamamışlar, sonuçta Trump attığı imzayı geri çekmiş ve zirveyi ev sahibi Kanada Başbakanı Trudeau’yu eleştiren bir tweet atarak terk etmişti. Bu yılın ev sahibi Macron, benzer bir olasılığı baştan bertaraf etmek için nihai bir zirve açıklaması yapılmayacağını; sadece bizzat kendi görüşlerini özetle bildireceğini söyledi.

Esasen ilk on yıllarda ortak görüşleri öne çıkaran örgüt bünyesinde bir süredir çatlak sesler çıkmaya başlamıştı. Örneğin G-20 vb türden örgütlerle farklı çıkarları çeşitli birlikteliklerle öncelemeye başlayan uluslararası arenada G-7, küresel ekonomi için yapacağı en iyi şeyin, mevcut gidişi daha da bozmamak olduğunu bu kez daha da netlikle kavradı. Nitekim bu yıl Fransa’nın Biarritz sahil kasabasında toplanan dünyanın en “zengin” 7 ülkesi, bırakın işleri düzene koymayı, küresel dengeleri daha da bozmamaya odaklandı.

Farklı sesler

ABD Başkanı Donald Trump ‘ın Çin ile ticaret kavgası ve Avrupa ile de tehdit havası estirmesine ek olarak bir de Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliği’nden çıkışı, uyumlu bir ortamın oluşmasını bütünüyle engelledi.

Çin mallarına gümrük vergileri koyan ve Avrupa otomobil üreticilerini ve hatta Fransız şarapçılarını dahi yeni gümrük vergileriyle tehdit eden Trump’ın bu tutumu iş ortamına belirsizlik tohumları ekiyor. Sonuçta piyasalar dengesizleşiyor ve örneğin her ABD-Çin restleşmesinin ardından sert düşüşler yaşanıyor.

Toplantının ana gündemi olan ekonomi konusunu öncelikle masaya yatıran liderler, ticaret konusunda temel görüşlerini korudular. AB resmi figürleri ticaret gerginliğinin küresel ekonomi üzerindeki olumsuz etkilerine işaret ederek Çin ile çok taraflı kurumsal çerçevede anlaşma yapılması hususuna destek verdiler. Ne var ki Avrupa’nın bu desteği, ABD Başkanı’nın Çin’e yaklaşımını değiştirmedi.

Trump’ın bir sonraki adımı öngörülemez “Önce Amerika” ekonomik ulusçuluğu, Dünya Ticaret Örgütü gibi küresel kurumlardan kaynaklanan kurallı ekonomik işbirliğiyle geçen onlarca yılın ardından, liderleri arasında anlaşmazlığın belirdiği “Yedili Grubu” da belirli ölçüde işlevsizleştiriyor.

Amazon yangınları

Bu yıl bu konuya bir de “çevre” sorununa ilişkin anlaşmazlık eklendi. Küresel uzlaşmazlıkların önümüzdeki dönemde daha da artması beklenebilir. Zira Hindistan’da görevi kısa süre önce tazelenen Hindu “etnik milliyetçisi” Modi’den sonra İngiltere’nin başına –kimilerince- “Trump’ın Avrupa versiyonu” olarak nitelenen Johnson geçti. Bir de tabii, Brezilya’nın aşırı sağcı Başkanı Bolsonaro var. Daha seçim kampanyası sırasında Amazonlar’ı endüstriye açacağını belirten Bolsonaro’nun dedikleri bir bir oluyor.

Nitekim bu yılın başından beri “dünyanın ciğerleri” olarak nitelenen Amazon ormanlarında tam 72.000 yangın çıktı. Bu sayı, 2017 yılındaki yangın sayısına göre %85’lik bir artış ifade ediyor. Macron’un, 2019 G-7 zirvesinde Brezilya’ya, Amazon yağmur ormanlarına yönelik olarak 20 milyon dolar yardım önerisi ise, çevre ve iklim değişikliğine ilişkin Paris Sözleşmesi konusundaki görüşleri bilinen Trump tarafından kabul görmedi. Esasen Bolsonaro da, yardım adı altında her türlü müdahaleye karşı bir tutum sergiliyor.

Mevcut duruma bakan gözlemcilere ise, dünyamız dönülmez noktalara varmadan önce akılların başlara toplanmasını dilemekten başka bir şey kalmıyor.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum