2018 bütçesi Meclis Genel Kurulu’nda görüşülüyor

1455556126879.jpg

Maliye Bakanı Naci Ağbal, küresel ekonomik faaliyetlerde ve özellikle Avro Bölgesi’nde ortaya çıkan canlanmayla genele yaygın ekonomik büyümenin, 2018-2020 Orta Vadeli Program (OVP) döneminde dış talep kanalı üzerinden Türkiye’nin ekonomik büyüme oranlarını yukarıya çekeceğini bildirdi.

TBMM Genel Kurulu’nda 2018 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmeler başladı.

Ağbal, bütçe sunumunda, küresel finansal kriz sonrası dönemde küresel ekonomik büyüme oranlarının olağanüstü parasal ve mali teşviklere rağmen kriz öncesi seviyelere ulaşamadığını belirterek, 2003-2007 döneminde yıllık ortalama yüzde 5,1 büyüyen küresel ekonominin, krizi takip eden 2011-2017 döneminde yıllık ortalama yüzde 3,6 büyüdüğünü söyledi.

Büyüme oranlarının aşağıya gelmesinde küresel ekonomide yaşanan yapısal makroekonomik sorunlar, politik ve demografik faktörlerle jeopolitik gerginliklerin etkili olduğuna işaret eden Ağbal, kriz sonrası dönemde küresel ticarette büyüme oranlarında yaşanan düşüşten daha belirgin kayıplar görüldüğünü bildirdi.

Ağbal, küresel politik risk ve belirsizliklerin nispeten azalması, finansal koşullardaki elverişli ortam, toparlanan emtia fiyatlarıyla tüketici ve yatırım güvenindeki artışın küresel ekonomik faaliyetlerdeki canlanmayı desteklediğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Küresel ekonominin 2017 yılında yüzde 3,6 büyümesi beklenmektedir. 2018 yılında ise daha çok gelişmekte olan ülkelerin sürükleyeceği büyüme trendi içinde küresel ekonominin yüzde 3,7 büyümesi öngörülmektedir. Küresel ticaretin 2011-2017 döneminde büyüme oranı yüzde 3,8’e gerilemiştir. 2016 yılının ikinci yarısından itibaren canlanan global ekonomik faaliyetler küresel ticareti de olumlu yönde etkilemiştir. Bu çerçevede 2017 yılında küresel ticaretin yüzde 4,2 büyümesi beklenmektedir.”

Ağbal, gelişmiş ülkelerde ekonomik faaliyetlerin genele yaygın bir şekilde arttığını belirterek, bunda devam eden genişletici para ve maliye politikalarıyla küresel ticaretteki toparlanma, üretim ve yatırımların etkili olduğunu bildirdi.

Bakan Ağbal, gelişmiş ekonomilerin 2017 yılında yüzde 2,2, 2018 yılında ise yüzde 2 büyümesinin beklendiğini ifade ederek, “ABD ekonomisinin 2017 ve 2018 yıllarında sırasıyla yüzde 2,2 ve yüzde 2,3 büyümesi bekleniyor. Genişletici para politikası, istihdam piyasasındaki iyileşme, artan dış ticaret ve yatırım harcamalarıyla Avro Bölgesi’nin 2017 yılında yüzde 2,1 büyümesi öngörülmektedir. Bu oran Avro Bölgesi’nde son 10 yılda kaydedilen en büyük büyüme oranıdır. 2018 yılında ise parasal desteklerdeki kısmi azalma ve potansiyel büyüme oranının bir miktar aşağı gelmesi nedeniyle bölge ekonomisinin büyüme oranı yüzde 2’nin altında olacaktır.” diye konuştu.

Gelişmekte olan ülkelerin bu yıl yüzde 4,6, 2018 yılında ise yüzde 4,9 büyümesinin beklendiğine dikkati çeken Ağbal, Çin ve Hindistan hariç gelişmekte olan ülkelerin büyüme oranının 2017 ve 2018 yıllarında sırasıyla yüzde 3 ve yüzde 3,3’e ulaşacağının öngörüldüğünü söyledi.

“Yüksek borçluluk en önemli risk unsuru”

Ağbal, emtia fiyatlarında 2016 yılından bu yana yükselme trendi görüldüğünü belirterek, başta petrol olmak üzere emtia fiyatlarının 2016 yılına göre önemli ölçüde artmış olmasına karşın küresel enflasyonun 2017 yılında geçen yıla göre sınırlı oranda artarak yüzde 3,1 olmasının beklendiğini bildirdi.

ABD ve Avro Bölgesi’nde para politikalarının tedrici olarak sıkılaşmasının ancak küresel finansal koşulların büyümeyi desteklemeye devam etmesinin beklendiğini dile getiren Ağbal, 2015 ve 2016 yıllarında 120 milyar dolar olan gelişmekte olan ülkelere brüt sermaye girişlerinin 2017 yılının 8 ayında 200 milyar dolara ulaştığını anlattı.

Ağbal, küresel ekonomide kısa vadede elverişli finansal ortamın devam etmesi ve küresel risk algısının düşük kalmasının gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışını ve büyümeyi destekleyeceğine dikkati çekerek, küresel ekonomide kısa vadeli riskler daha dengeli hale gelirken, orta-uzun vadede aşağı yönlü risklerin ağırlığını koruduğunu söyledi.

Yüksek borçluluğun en önemli risk unsuru olduğuna işaret eden Ağbal, şöyle konuştu:

“Küresel borç, 2017 yılında 226 trilyon dolara ulaşarak dünya hasılasının yüzde 324’üne ulaşmıştır. Brexit sürecinin Avrupa Birliği’nin geleceğiyle küresel reel ve finansal piyasalar üzerinde farklı riskleri beraberinde getireceği de muhakkaktır. Cari dengelerdeki açılma küresel riskleri tetikleyen önemli faktörlerden birisidir. Global anlamda gelir dağılımındaki eşitsizlik her geçen gün daha da büyük bir küresel sorun haline gelmektedir.”

Küresel ekonomiye ilişkin gelişme ve beklentilerin Türkiye’ye etkisi

Ağbal, küresel ekonomiye ilişkin bu gelişme ve beklentilerin, Türkiye ekonomisi üzerinde OVP döneminde dış talep, sermaye girişleri, finansman ve fiyatlar kanalıyla doğrudan, üretim, yatırım ve istihdam yönüyle dolaylı olarak çeşitli etkiler meydana getireceğini bildirdi.

Küresel ekonomik faaliyetlerde ve özellikle Avro Bölgesi ekonomilerinde ortaya çıkan canlanmayla genele yaygın ekonomik büyümenin, 2018-2020 OVP döneminde dış talep kanalı üzerinden Türkiye’nin ekonomik büyüme oranlarını yukarıya çekeceğini ifade eden Ağbal, dış konjonktürdeki olumlu gelişmelerin Türkiye ekonomisine büyüme bakımından olumlu yansımalar içerdiğini dile getirdi.

Ağbal, emtia ihracatçısı ülkelerde iyileşen büyüme görünümü ve jeopolitik gerginliklerin azalmasının da başta yakın ticari ve ekonomik ilişkiler içinde olunan ülkeler üzerinden Türkiye’nin ihracatına ve turizm gelirlerine önemli katkı sağlayacağını vurguladı.

Küresel emtia ve varlık fiyatlarındaki dalgalanmanın azalması, finansal piyasaların istikrar kazanması ve küresel ticaretin artmasının, Türkiye’nin orta vadede cari işlemler dengesinin sürdürülebilirliğine katkı yapacağına, finansal istikrarı destekleyeceğine işaret eden Ağbal, “Gelişmiş ülke merkez bankalarının genişletici para politikalarından çıkış sürecini kademeli ve yıllara yaygın bir şekilde uygulamaları, küresel finansal koşulları hem beklentiler hem de finansman kanalıyla büyümemize destek verecektir. Bu gelişme, gelişmekte olan ülkelere yönelik güçlü sermaye akışını destekleyecektir. Bu kapsamda önümüzdeki yıllarda ülkemize yönelik küresel sermaye akımları da bu gelişme ortamı içinde olumlu bir görünüm arz edecek. Küresel finansal koşullardaki olumlu gidişatla ülkemizdeki makroekonomik istikrar uluslararası firmaların ülkemize doğrudan yatırım kararlarını pozitif yönde etkileyecektir.” diye konuştu.

Ağbal, emtia fiyatlarındaki yatay seyir beklentisi ve finansal kırılganlıkların azalmasının kur ve fiyat istikrarı üzerinden enflasyondaki baskıları azaltacağını, böylelikle cari açığı kontrol altında tutmayı destekleyeceğini vurguladı.

Bakan Ağbal, risklerin orta-uzun vadede küresel ekonomik büyümenin beklenenden daha düşük gerçekleşmesine sebebiyet verebileceğini belirterek, şunları kaydetti:

“Orta-uzun vadede küresel risklerin aşağı yönlü olması Türkiye’nin temel makrofinansal dengelerini sağlıklı tutmaya devam etmesinin önemini ortaya koymaktadır. Bu çerçevede makrofinansal istikrarın sürdürülmesi, mali disipline devam edilmesi ve yapısal reformların orta-uzun vadede ortaya çıkacak riskleri bertaraf edecek şekilde gerçekleştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Bu çerçevede OVP’de makrofinansal istikrarı güçlendirecek, mali disiplini kararlılıkla devam ettirecek ve yapısal reformları hayata geçirecek stratejiler ve hedefler belirlenmiştir. Önümüzdeki 3 yıllık süreçte Türkiye ekonomisi üretme, yatırım yapma, istihdam üretme ve ihracatta yakaladığı ivmeyi daha da yukarı çekme imkanı bulacaktır.”

Merkezi yönetim bütçesinden 2018’de kamu yatırım harcamalarına 85 milyar lira kaynak ayırdıklarını bildiren Ağbal, 2003’te yatırım harcamalarının bütçeden aldığı payın yaklaşık yüzde 6 seviyesinde olduğunu, şu anda bu oranın yüzde 11’i geçtiğine dikkati çekti. İktidara geldikleri dönemde kamu yatırımlarının ortalama tamamlanma süresinin 8 yılı aştığını belirten Ağbal, bugün yatırımların 4 yılın altında bitirildiğini dile getirdi.

Bölünmüş yol ve karayolu tünel uzunluğunda, karayolu köprü ve viyadük sayılarında, demiryolu, denizyolu ve havayolu ağında Türkiye’nin olağanüstü ilerlemeler kaydettiğini söyleyen Ağbal, özel sektör yatırımlarının maliyetini azaltan, yatırımların üretim maliyetini düşüren bu temel yatırımların, büyüme oranının artmasındaki en önemli faktörlerden olduğuna işaret etti.

Gelecek yıl bütçesinden tarıma ayırdıkları doğrudan kaynağın yaklaşık 30 milyar lira olduğunu aktaran Ağbal, “2018 yılında mazot desteğini de 1’den 3’e çıkarıyoruz, böylece vatandaşımızın tarımsal girdi maliyetlerini de devlet olarak biz karşılıyoruz.” dedi.

“İhracatçılara destek 3 kat arttı”

İhracatçılara bütçeden 3 milyar liralık kaynak sağladıklarını hatırlatan Ağbal, 2018 yılında Eximbank üzerinden ilave 1 milyar lira daha destek verdiklerini belirtti. Ağbal, 2016 ile 2018 yılı bütçesinden ihracata sağlanan destekler karşılaştırıldığında, destekleri yaklaşık 3 kat artırarak, 1 milyardan 4 milyara çıkardıklarının görüleceğini söyledi. Küçük ve orta ölçekteki i?şletmeler için bütçeden yaklaşık 1 milyar lira kaynak ayırdıklarını ifade eden Ağbal, esnafın Halkbank ve Ziraat Bankasından kullanacağı kredinin sübvansiyon maliyetlerini bütçeden karşılayacaklarına dikkati çekti.

Son 15 yılda kamu çalışanlarının ve emeklilerin de reel gelirini önemli ölçüde artırdıklarına işaret eden Ağbal, bu noktada her zaman vatandaşı merkeze koyduklarını dile getirdi.

Ağbal, yeni hastane, üniversite ve hizmet merkezleri açtıklarına değinerek, bu hizmetleri sağlamak üzere kamuya ihtiyaç duyulan personeli de kazandırdıklarını söyledi.

“Yatırım ve istihdamı desteklemeye devam edeceğiz”

Ağbal, kamudaki taşeron işçilere ilişkin yasal düzenlemenin hazırlıklarını tamamladıklarını belirterek, “İnşallah yakın bir zamanda geliyor.” dedi.

Vatandaşın ayağına hizmeti götüren kamu maliyesi ve kurum politikalarına devam edeceklerini anlatan Ağbal, gelecek dönemde yatırım, üretim, istihdam, tasarruflar ve ihracatı destekleyecek vergi düzenlemeleri yaparak vergiyi tabana yayacaklarını dile getirdi. Ağbal, “Kayıt dışılıkla mücadele etmeye devam edeceğiz. Vatandaşın vergi adaletine inancını güçlendireceğiz. Diğer taraftan da topladığımız her bir kuruşun hesabı sorulacak şekilde harcanmasına özel gayret göstereceğiz.” diye konuştu.

Mali disiplinden taviz vermeden Türkiye’yi yüksek gelirli ülkeler grubuna yükseltecek ve küresel bir güç olma yolundaki ilerleyişini destekleyecek yapısal reform öncelikli politikalara devam edeceklerini vurgulayan Ağbal, orta vadede politika önceliklerinin makroekonomik istikrarın sürdürülmesi, beşeri sermaye ve iş gücü kalitesinin artırılması, yüksek katma değerli üretimin yaygınlaştırılması ve yatırım ortamının iyileştirilmesiyle kamuda kurumsal kalitenin artırılması olacağını kaydetti.

Ağbal, 2018 bütçesini söz konusu hedeflerle uyumlu, ülkenin sürdürülebilir büyüme ve kalkınmasını destekleyecek çerçevede hazırladıklarına dikkati çekerek, “2018 yılında kamu harcamalarını ekonominin üretken potansiyelini artıran alanlarda yoğunlaştıracağız. Gelir politika ve uygulamalarımızla yatırım ve istihdamı desteklemeye devam edeceğiz. Böylece bir yandan ülkemizin büyüme potansiyelini desteklerken diğer yandan güçlü kamu maliyesi ile makro ekonomik istikrarı koruyacağız.” ifadesini kullandı.

Son 10 yılda hem iş gücüne katılım oranını hem de istihdamı artırdıklarına dikkati çeken Ağbal, “İçeride ve dışarıda yapılan bütün operasyonlara rağmen, bütün kriz senaryolarına rağmen istihdamı sürekli şekilde artırdık. 2005 yılında yüzde 23,3 olan kadınların iş gücüne katılım oranı 2016 yılında yüzde 32,5’e çıkmış oldu. Bu da istihdamda izlediğimiz politikaların ne kadar isabetli olduğunu ortaya çıkardı.” değerlendirmesinde bulundu.

Ağbal, kamu maliyesi alanında yapılan reformlarla bütçe açığı ve borç stokunu çok düşük seviyelere indirdiklerini vurgulayarak, “2012’den itibaren art arda bütün yıllarda genel devlet açığını neredeyse sıfıra indirecek kadar kamu maliyesinde olumlu performans sağladık. Gerek OECD, gerek G20, gerek gelişmekte olan ülkelerdeki kamu maliyesi göstergeleri, Türkiye ekonomisinin ne kadar sağlıklı olduğuna açıkça işaret ediyor. Benzer şekilde borç yükümüz de küresel ölçekte görece olarak düşük bir seviyede.” ifadesini kullandı.

Borçlanmanın kalitesinin yukarı çekildiğinin altını çizen Ağbal, şöyle devam etti:

“Borçlanma içinde ne kadar kendi paranızla borçlanabiliyorsunuz, ne kadar yurt dışında dolar, euro cinsinden borçlanıyorsunuz, bu açıdan bakıldığında Türkiye’nin döviz cinsi borçlanmaları son 15 yılda oransal olarak aşağı gelirken kendi paramızla borçlanma oranları yukarılara çıktı. Eskiden Hazine 3-6 aylık borçlanmaya çıkınca insanlar, ‘Teklif gelecek mi’ diye endişeyle izlerdi. Faiz oranlarının yüzde 100’leri, kriz anlarında yüzde 1000’leri geçtiği dönemlerde Hazineden sorumlu müsteşarın, Hazineden sorumlu bakanın ne kadar ter döktüğünü herhalde tahmin edersiniz. Bugün artık Türkiye, gerek içeride gerek dışarıda borçlanmaya çıkarken çok uzun vadelerde borçlanabiliyor. İç piyasalarda Türk lirası cinsi borçlanırken 6 yıldan uzun borçlanmaya çok rahat çıkıyoruz. Hazine, borçlanmaya çıkarken alacağı borçtan kat be kat daha fazla talep geliyor.”

“Türkiye maraton koşusuna çıktı”

Ağbal, toplumsal refahtaki artışa da dikkati çekerek, kişi başına milli gelirin son 15 yılda 3 kat arttığını söyledi. Kişi başına milli gelirin 3 bin 500 dolardan bugün 11 bin dolara ulaştığına işaret eden Ağbal, “2023 yılında inşallah Türkiye, kişi başına milli gelir bakımından en yüksek gelirli ülkeler grubunda olacak. Kişi başı gelirde AB’nin üçte biri civarındaydık. Bugün AB ülkelerinin kişi başına gelirine göre yüzde 63’üne kadar geldik yani Türkiye bu dönemde koşmuştur, maraton koşusuna çıkmıştır ve AB ülkeleriyle arasındaki açığı kapatmıştır, kapatmaya da devam edecektir. İnşallah çok yakın zamanda, 2023’te Türkiye ekonomisinin bu gücünü bu göstergelerle görmüş olacağız.” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye’nin gelir dağılımında olağanüstü iyileşme yaşadığını ve fakirliğin azaldığını ifade eden Ağbal, 15 Temmuz sonrası her alanda alınan hızlı ve doğru tedbirlerle ekonominin hızla toparlandığını söyledi.

Ağbal, ekonomideki toparlanmanın ay ay tüm göstergelerde yaşandığını vurgulayarak, şöyle konuştu:

“Ekonomideki toparlanma sadece bazı sektörlerle sınırlı değil, ekonominin geneline yayıldı. 2016’nın son çeyreğinde başlayan büyümenin geçici olmadığını, bu büyümenin desteklerle beraber gelse de ekonominin temellerinin sağlam olması nedeniyle içeride yakalanan istikrar sayesinde genele yaygınlaştığını ve önümüzdeki döneme ilişkin büyüme trendleri açısından son derece güçlü bir ilk başlangıç yaptığını söylemek mümkün. 12 aylık ihracatta, 156 milyar dolar geçildi. Yıl sonunda ihracatta son yılların rekorunu kırmış olacağız. Bu da şunu gösteriyor: Ekonomimiz güçlü, her türlü şoklara dayanıklı. Ekonominin orta ve uzun vadede gücüne işaret eden, gücünü de milletten alan ekonomimiz var.”

Üçüncü çeyrekte elde edilen yüzde 11,1’lik büyümeyle büyük bir rekora imza atıldığını dile getiren Ağbal, “Millet büyüyor, ekonomi büyüyor, ekonominin çarkları dönüyor, merak etmeyin. Türkiye, 2011 yılından beri en yüksek çeyreklik büyüme oranını 2017’nin 3. çeyreğinde yakalamış oldu. 3. çeyrekteki güçlü büyüme, ekonomideki canlanmanın da tüm sektörlere yayıldığını gösteriyor. Hizmetler, sanayi ve inşaat sektörlerinde büyüme çift hanelerde gerçekleşti. İmalat sanayisi, bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 15,2 büyüyerek, son 6 yılın en yüksek büyümesini gerçekleştirmiş oldu. Makine teçhizat yatırımları yüzde 15,3 ile son iki yılın en yüksek büyümesini gerçekleştirdi.” dedi.

Ağbal, yılın üç çeyreğindeki ortalama yüzde 7,4’lük büyümeye de işaret ederek, bu oranın, OECD ve G20 ülkeleri arasında yılın üç çeyreğinde gerçekleşen en büyük büyüme oranı olduğunu söyledi. Bakan Ağbal, şunları kaydetti:

“Türkiye, büyüme bakımından üç çeyrekte, OECD ve G20 içinde bir numaraya oturmuş durumda. İnşallah yıl sonunda da bu büyüme oranının güçlenerek devam edeceğini görüyoruz. Aslında son çeyreğe ilişkin açıklanan öncü göstergelere bakınca çeyreklik bazdaki büyüme trendinin canlanarak devam ettiği görülüyor. Biz Orta Vadeli Program’da yüzde 5,5 dedik ama 2017 sonunda büyüme oranının rahatlıkla yüzde 6’nın üzerinde olacağı görülüyor. Hayırlı uğurlu olsun. Türkiye ekonomisi büyük sınavdan başarıyla çıktı. 2018-2020 döneminde inşallah büyüme oranları daha da güçlenerek devam edecek. Herkese refah olarak yansıyacak, size de dahil. Refahı bölüştürürken de hakça bölüştürüyoruz.”

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum