Türkiye Varlık Fonu: Neyse ki ilk yapan biz değiliz

varlik-fonu.jpg

Türkiye Varlık Fonu kurulmasına dair kanun aslında Ağustos 2016’da mecliste kabul edilmişti. O günden beri birçok ekonomist, farklı mecralarda bu konuyla ilgili değerlendirmeler yaptılar. Geçtiğimiz hafta kamuya ait birçok varlığın bu fona devredilmesiyle tartışmalar alevlendi. Atanan yönetim kurulu üyelerinin de bu duruma katkısı oldu. Muhalefet partileri ve fikre karşı olanlar, Türkiye’nin herhangi bir doğal kaynak veya emtia satışı üzerinden varlık fazlasına sahip olmaması sebebiyle böyle bir fonun geleceğe dönük milletçe borçlanmamız anlamına geldiğini iddia ediyor. Öte yandan, hükümet bu fonun büyük alt yapı projelerini finanse edeceğini ve Türkiye’yi spekülatif piyasa dalgalanmalarından koruyacağını iddia ediyor.

Daha fonun nasıl işleyeceği ile ilgili birçok detay netleşmemiş vaziyette. Maalesef bu iş yukarıda belirttiğim iki argümanı da haklı çıkaracak şekilde evrilebilir. Maalesef diyorum çünkü bu tarz büyük ölçekli ekonomi politikaları oluştururken, “hele bir ikincil mevzuat oluşsun bakalım uygulama nasıl olacak” yaklaşımı çok riskli bir yaklaşım. En azından genel prensipler önceden tartışılmalı ve bir mutabakat sağlanmalıydı. Bu konularda naif olduğum doğrudur.

Dediğim gibi, teknik tartışması sıkça, benden çok daha ehil ve yetkin ekonomistler tarafından yapıldı. Bu konuda şu anda daha fazla yazılacak bir şey kalmadı. Ancak, bir nokta var ki atlanmamalı.

Başlıkta da belirttiğim üzere, neyse ki ulusal varlık fonunu Dünya’da biz keşfetmedik. Son 20 yıldır süre gelen bir yapılanma mevcut. Peterson Institute for International Economics adlı kuruluşun Ekim 2016 raporuna göre IFWSF (Uluslararası Ulusal Varlık Fonu Forumu) üyesi 60 fonun toplam varlıkları 9 trilyon Amerikan doları seviyesinde. Rakam Dünya ekonomisi değerlendirildiğinde çok büyük değil ama yapılan yatırımlar ve bu tarz fonların büyüme trendi göz önüne alındığında bu konunun ayrı bir ilgiyi hakkettiği de aşikar. İşte bu nedenle 2008 yılında Santiago ilkeleri adı verilen ve ulusal varlık fonlarının yönetim prensiplerinin belirlendiği 24 maddelik, uygulaması gönüllülük esasına bağlı, bir kurallar bütünü benimsendi. Türkiye Varlık Fonunun işleyiş prensiplerinde IFWSF ile işbirliği içinde bir yol tutturması kuşkusuz faydalı bir yaklaşım olacaktır.

Bu fonların neden belirli prensiplere göre yönetilmesi gerektiğine dair iki dramatik örnek verelim. Otokrasi ile yönetilen bir ülkenin varlık fonu olduğunu düşünelim. Demokrasi ve kamu kaynaklarının kullanımında şeffaflığa önem vermeyen ülke yönetimi bu kaynakları istediği gibi kullanarak hem iktidarını sonsuzca sağlamlaştırabilir hem de ülkenin tüm birikimlerinin biranda yok olmasına sebep olabilir. Veya gelirini nerelere koyacağını bilemeyecek kadar petrolü olan ufak bir ülkenin varlık fonunu düşünelim. Kendi küçük ülkesinde zaten fazla yatırım imkanı olmayan bu ülkenin fon yöneticileri, fazla parayı diğer ülkelerin stratejik varlıklarına yatırarak o ülkelere karşı ciddi bir pazarlık gücü elde edebilir ve hatta o ülkeleri uluslararası kararlarda rehin tutabilir. Maazallah. Son olarak, 2017 yılına geldiğimizde, ulusal varlık fonlarının Santiago prensiplerini takip etme performanslarının oldukça farklı bir seyir izlediğini de bir kenara not edelim.

Yatırım ne olacak?

Benim ilgilendiğim esas konu aslında Türkiye’de yatırımların ne olacağı. 2010 yılından beri ekonominin verimliliğindeki artışın durduğu artık herkesçe kabul edilmiş bir durum. Doğrudan yabancı yatırım oranları potansiyelin çok altında kalmakla beraber özel kesim yatırımları da istenilen seviyelerin çok altında. Kuşkusuz bu durumun birçok sebebi var. Siyasi irade bu durumu düzelmek için son yıllarda birçok girişimde bulundu. Bu perspektiften bakıldığında Ulusal Varlık Fonu, ekonomi politikasının neresinde duracak onu anlamak önemli.

Mesela, bildiğiniz üzere Türkiye Kalkınma Bankası, Türkiye’de farklı kalkınma projelerine finansman sağlamak üzere, kendine özel kanunla kurulmuş bir kurum. Aynı varlık fonu gibi yurt dışı piyasalardan borçlanabiliyor ve Sayıştay denetimine tabi değil. Son 5 yıldır TKB’nin reformu sürekli tartışılan ancak adım atılmayan bir alan. TKB dururken ve reformu konuşulurken acaba Türkiye Varlık Fonu ile görev alanları arasında nasıl bir fark olacak ?

Başka bir örnek ise Şubat 2016’da anlaşması imzalanan Türkiye Yatırım Fonu. Türkiye Yatırım Fonu, ülkemizde yenilikçi şirketlere ve internet ekonomisine yönelik yeni nesil ilk destek modeli olarak tanıtıldı, namı diğer fonların fonu. Anlaşma Hazine Müsteşarlığı ve TOBB arasında yapıldı. Henüz faaliyete geçmemiş olsa da amacı alt fonlar oluşturarak özel kesim yatırımlarını desteklemek. Türkiye Varlık Fonunun da alt fonlar kurmak gibi bir görev üstleneceğini kanundan görebiliyoruz. Bu durumda bu fonların operasyon alanlarının nasıl farklılaşacağını önceden bilmek önemli.

Varlık fonunun halihazırda yatırımı destekleyen diğer kurumlar ve araçlarla nasıl çalışacağı önemli bir soru. Bir diğer soru ise piyasa düzenleyici rolünü nasıl oynayacağı. Kanunda da belirtildiği gibi fonun amaçlarında bir tanesi de Türkiye ekonomisini piyasa dalgalanmalarından korumak. Fonun, gerek gördüğünde bu yönde atacağı adımların ülkenin ekonomi yönetimi ile nasıl bir uyum içinde olacağı sorusunun cevabı henüz yok. Mesela, bir döviz dalgalanmasında Merkez Bankası ve fon nasıl davranışlar benimseyecek? Bu işin bir de faiz tarafı da var.

Bütün bu bilinmezler bir kenara dursun, Türkiye Varlık Fonu ülkenin finansman sıkıntısını bir ölçüde giderecektir. Umarım seçilen alt yapı projeleri ve diğer yatırımlar, ekonomik açıdan rasyonel ve geniş kitlelerin yararına projeler olur. Böylece on yılların birikimi olan varlıklarımızı riske atmayız. Ancak durum böyle dahi olsa, Türkiye’nin içine girmiş olduğu özel sektör kaynaklı finansman problemine çözüm üretmiş olmuyoruz. Köprü, otoyol ve tünel yapabiliriz, ki yapmalıyız da, ama şirketlerimizin daha verimli hale gelmesinin, sermayenin verimli sektörlere yönelmesinin, inovasyon ve ar-ge’nin arttırılmasının, kaliteli istihdamın yaratılmasının, gelir adaletsizliğinin azalmasının, hukukun üstünlüğünün tesisinin, demokrasinin kuvvetlenmesinin çaresi çok farklı reçetelerde.

Twitter: @CanSelcuki

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum