AB’den yaptırım bağımlısı ABD’ye destek yok

20180827172027014_28916.jpg

Çin’de “Haziran havası, çocuk yüzü gibidir” diye bir söyleyiş vardır; yani bir anda değişir. Nitekim, ABD-AB ikili ilişkileri tam da buna uyuyor. Temmuz ayı sonunda ABD Başkanı Donald Trump ve AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, Beyaz Saray’da bir araya geldiklerinde ikili ilişkilerde balayına girildiğini ilan etmişti. Ağustos ayına gelindiğinde ise iki taraf karşılıklı eleştiriler yöneltti ve ikili ilişkilerde zor bir döneme girilmiş oldu.
İran’a yaptırım uygulanması sorunu, ABD ve AB arasındaki ilişkilerde yeni bir gerginliğe yol açtı. Mayıs ayında İran nükleer anlaşmasından tek taraflı olarak çekildiğini ilan eden Washington, 7 Ağustos’ta ise finans, otomotiv, metal ve madencilik gibi enerji dışı alanlarda İran’a yaptırım uygulamaya başladı. Dahası ABD, 5 Kasım itibarıyla enerji ve deniz taşımacılığı alanlarında da ikinci tur yaptırımları başlatmayı planlıyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 6 Ağustos’ta İran’a karşı yaptırımlardan sorumlu özel bir ekip kurdu. Ekip, tüm ülkelerin 4 Kasım’dan önce İran’dan petrol alımını durdurması gerektiğini, buna uymayanların ABD’nin yaptırımlarına maruz kalacağını açıkladı.

ABD, yaptırımları kullanarak Ortadoğu’daki hegemon rolünü sürdürmeyi istiyor. Bu hedefe ulaşmak için müttefikleri dâhil, herhangi bir ülkenin İran ile normal şekilde ticaret yapmasına da karşı çıkıyor.

Esasen, ABD’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları AB ülkelerine şu ana kadar büyük zararlar getirmiş durumda. İran’ın ABD’nin yaptırımlarına misilleme olarak Hürmüz Boğazı’nı kapatması, AB’nin enerji güvenliğini büyük tehdit altında bırakabilir.

Başka bir deyişle, ABD’nin sürekli yaptırımlara başvurması, AB’nin çıkarlarını ciddi şekilde zedeledi ve tahammül sınırlarını aştı. ABD’ye karşılık vermek zorunda kalan AB, ilgili kanun ve düzenlemelerini güncelleyerek, AB işletmelerinin ABD yaptırımlarına uymaları gerekmediği ve ilgili şirketlere tazminat ödenebileceği kararını aldı.

AB’nin 23 Ağustos günü açıklanan kararında İran’a ülkenin ekonomik ve sosyal gelişmesine destek sağlamak, Amerikan yaptırımlarının olumsuz etkilerini telafi etmek ve İran nükleer anlaşmasını korumak için 18 milyon avroluk yardım sağlanacağı duyuruldu.

18 milyon avroluk yardım, meblağ olarak büyük olmasa da, taşıdığı siyasi anlam açısından çok önemli.

Öte yandan, Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Josef Maas, Alman basınında çıkan bir makalesinde, ABD’den bağımsız bir küresel ödeme sistemi kurulması çağrısında bulundu. Maas, ABD’nin AB’nin çıkarlarına rağmen adımlar atmasına izin verilmemesi gerektiğini vurguladı. Alman bakan, Washington ile ortaklığın yeniden gözden geçirilmesi çağrısında da bulundu.

Söz konusu beyan ve eylemler, AB’nin Washington’un “Önce Amerika” politikası doğrultusunda, canı her istediğinde herhangi bir ülkeye yaptırım uygulamasından, bu suretle çok taraflılığı ve uluslararası kuralları zedelemesinden çoktandır rahatsız olduğunu apaçık ortaya koyuyor.

Aslında, AB’nin memnuniyetsizliği sadece ABD’nin İran nükleer anlaşmasından tek taraflı olarak çekilmesinden kaynaklanmıyor.

Mevcut ABD yönetiminin göreve gelmesinden bu yana izlediği “Önce Amerika” politikası ve uyguladığı bir dizi tek taraflı girişim, ABD ve AB’yi ticaret politikaları, NATO’nun kolektif güvenliği, AB’nin entegrasyonu, mülteci ve göçmen politikaları ve küresel yönetişim gibi konularda ayrılığa itti.

İhtilaflar ve farklılıklar hız kesmeden büyürken, iki taraf defalarca karşı karşı gelmeye başladı.

Misal, Trump Avrupa ülkelerini NATO’nun askerî harcamalarına katkıda bulunmamakla eleştirirken çok sert ifadelere başvurdu. İngiltere’nin AB’den ayrılma kararından açıkça övgüyle söz eden Trump, diğer AB ülkelerini de İngiltere örneğini izleyerek bu yönde karar almaya teşvik etti.

O kadar ki, Avrupa Konseyi Başkanı Tusk, ironik bir şekilde “ABD gibi bir dostunuz varsa düşmana niçin ihtiyaç duyasınız ki?” diye sordu.

Bunun yanında, Almanya Başbakanı Angela Merkel, yakın tarihte Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir araya geldi. İki taraf, Trump’ın eleştirilerinin hedefi olan Kuzey Akım-2 doğalgaz boru hattı projesinin ilerletilmesine olan bağlılıklarını yineledi.

Alman medyası, bu gelişmeyi “Almanya ve Rusya’yı yakınlaştırdığı için Trump’a teşekkürler” şeklinde değerlendirdi.

ABD ve Avrupa, yaklaşık 70 yıldır Trans-Atlantik ittifakını yürütüyor. İki taraf, geçmişte birbirlerinin sözde ortak değerlerinden gurur duyarken, birçok badireyi de birlikte atlatmıştı. Bugün ise ABD hükümeti uluslararası ilişkilere sıfıra müncer zihniyetle yaklaşıyor, Avrupalı müttefiklerinin fikirlerine saygı göstermiyor ve onların çıkarlarını hiçe sayıyor. Bu tür eşitsiz bir ilişki de ABD ile Avrupa arasındaki çatlağın giderek büyümesine ve derinleşmesine yol açıyor.

Temmuz ayı ortasındaki NATO Zirvesi’nden önce Avrupa Konseyi Başkanı Tusk, Trump’ın Avrupa’ya dönük suçlamalarına cevaben, “Sevgili Amerika, lütfen müttefiklerine saygı göster; zira pek de fazla değiller” demişti.

Şimdi ise AB ilk bağımsız ve cesur adımını, Washington’un tehditlerine ve “yanlış şeyler üzerine, yanlış zamanda verilen yanlış sinyal” şeklindeki suçlamasına karşın, İran’a 18 milyon avroluk yardım sağlama kararıyla atıyor.

Son gelişmeler gösteriyor ki, Trans-Atlantik ittifakı çalkantılı bir durumda bulunuyor.

Yaptırım uygulamayı bir bağımlılık hâline getiren ABD, eninde sonunda müttefiklerini kaybedecek ve büsbütün tecrit olacak.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum