“Zulüm sendromu” Çin-ABD ilişkisinin temeline zarar veriyor

20190526193631139_32594.jpg

ABD’de bulunan Yale Üniversitesi Rektörü Peter Salovey kısa süre önce yayınladığı bir açık mektupta, son birkaç haftadır ABD ve Çin arasındaki gerilimin ve akademik iletişime yönelik sansürün tırmanmasından duyduğu endişeyi dile getirdi. Salovey, açıklığın ABD’nin en nitelikli üniversitelerinin göze çarpan başarıları elde etmesinin bir anahtarı olduğunu ve bunun her zaman Yale Üniversitesi’nin bir sembolü olması gerektiğini vurguladı.

Rektör Salovey’ın söz konusu mektubu yayınlaması, Çin-ABD ilişkisinin temelindeki beşeri ve kültürel iletişimin, bazı ABD’lilerin “zulüm sendromu”nun yarattığı tehditlerle her geçen gün daha çok karşı karşıya kaldığını gösteriyor. Tıpta “zulüm sendromu”, toplama kampları veya işkenceden kurtulan kişilerde gözlenen kaygı, sinirlilik, kronik depresyon ve psikosomatik hastalık olarak açıklanıyor.

Bazı ABD’li politikacıların son bir yıl içinde yaptıkları ve söyledikleri, zulüm sendromunun belirtilerine son derece benziyor. Bu kişiler tek taraflılık ve korumacılık bayrağı tutarak, her şeyden kuşku duyup Çin’i hayali düşman olarak görüyor, Çin’i ekonomik saldırganlık ve hırsızlıkla suçluyor, hatta Çinli öğrencilerin “casus” olduğu iftirasında bulunuyor.

Halklar arasındaki dostane iletişim ülkeler arasındaki ilişkilerin kaynağını oluşturur. Çin-ABD ilişkilerinin iyi gelişim temelinde ise, iki ülke halklarının birçok alanda sahip olduğu beşeri ve kültürel iletişimden doğan bir gönül bağı mevcut. Bir dönemin ping pong diplomasisinden, düşünce kuruluşları arasındaki iletişime ve tatlı “panda büyükelçilere” kadar, beşeri ve kültürel iletişim ikili ilişkilerde daima yol bulucu rolü oynadı.

Her gün 14 bini aşkın kişi uçakla Pasifik Okyanusu’nun iki yakası arasında gidip gelirken, her yıl Çin ve ABD arasında 5 milyon 300 binden fazla kişi de çeşitli temaslarda bulunuyor. İki ülke arasında kurulan kardeş şehirlerin sayısı da 200’ün üzerinde… Bütün bunlar Çin-ABD beşeri ve kültürel iletişimin yoğunluğu ile sıklığını göstermekte.

Zulüm sendromu sahibi Amerikan politikacılar, iki ülke arasındaki normal kültürel temasları da kendi hastalıklarının etkisiyle görüyor. Çinli öğrenciler ve akademisyenleri “casus” olarak ilan etmelerinin nedeni de bu.

Bu politikacılar, Çin ve Amerikan halkı arasında düşmanca duygular oluşturarak, ikili ilişkileri olumsuz şekilde etkilediler. Bazı Çinli akademisyenlerin ülkeye girmesini sebepsizce yasaklama, Çinli öğrenci ve akademisyenlerin vize başvurularına yönelik daha sıkı kontrol talep etme, Çin’i Konfyüçüs Enstitüsü aracılığıyla ABD kamuoyunu etkilemeye çalışmakla suçlama ve Konfyüçüs Enstitüsü’ne karşı kısıtlama koyma girişimlerinde bulunan Amerikan politikacılar, ikili beşeri ve kültürel iletişimin kapısını adım adım kapatıyor.

ABD Federal Soruşturma Bürosu (FBI) Direktörü Christopher Wray, yaptığı bir açıklamada, Çin’in tüm ABD toplumuna tehdit oluşturduğunu kaydederek, bu duruma tüm toplumun birlikte karşılık vermesi gerektiğini ifade etti. Hiçbir gerçekçi temeli bulunmayan bu asılsız iddia da ABD halkı arasında “Çin fobisi” yaymayı ve Amerikan politikacıların çılgın girişimlerine sözde kamuoyu desteği yaratmayı amaçlıyor.

Ancak bu tür zulüm sendromu girişimleri sağduyu sahibi insanları etkileyemez. Verilere göre geçen 9 yılda Çin, ABD’ye en çok öğrenci gönderen ülke konumunda. Sadece 2017-2018 öğretim yılında, Çinli öğrenciler ABD ekonomisine yaklaşık 13,9 milyar dolar katkıda bulundu.

ABD’de yayın yapan “Dış Politika” adlı web sitesi, geçtiğimiz günlerde Massachusetts Üniversitesi’nden Paul Musgrave tarafından kaleme alınan bir makale yayınladı. Amerikan okulları için en iyi pazarın Çin olduğuna işaret edilen makalede, ABD’nin tek taraflı olarak Çinli öğrencilere kısıtlama koymasının Amerikan okulları için büyük riskler teşkil ettiği kaydedildi.

Yale Üniversitesi Rektörü Peter Salovey de yazdığı açık mektupta, yetenekli ve vasıflı öğrenciler ile akademisyenleri üniversiteye kabul etmenin, Yale’in “günümüz dünyasını düzeltmek ve gelecek nesillere fayda sağlamak” misyonuna destek verdiğini vurguladı. Peter Salovey, eskiden olduğu gibi gelecekte de yabancı öğrencileri ve akademisyenleri kabul etmeyi sürdüreceklerini yineledi.

Çin ve ABD halkları arasındaki iletişimin ilerlemesi engellenemez. Zulüm sendromu sahibi ABD’li politikacılar istedikleri kadar “Çin tehdidi” iddiası yaymaya çalışsın, iki ülke halkları arasındaki iletişimin yoğunlaşmasını hiçbir şekilde durduramayacaklar.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum