YORUM: Barışı korumak için tarihten ders almalı

20200814210502136_47132.jpg

15 Ağustos 2020, Japonya’nın II. Dünya Savaşı’nda teslim olmasının 75. yıldönümü. Asya halkları için “15 Ağustos” tarihsel hafızada silinmez özel bir tarihtir. Japonya’nın başlattığı işgal savaşı Asya halkına ciddi felaketler getirdi. Sadece Çin’in Japonya’ya direniş savaşında 35 milyon kişi hayatını kaybetti, ekonomik kayıp 600 milyar ABD dolarına ulaştı.

Bugün, tarihi koordinatlarından yola çıkarak o direniş savaşını yeniden değerlendirmek, günümüzde yaşayanlar için son derece önemli ve gereklidir.

5 bin yıllık medeniyet ve devlet yok olma tehlikesiyle karşı karşıyaydı

18 Eylül 1931 tarihinde Japon saldırganlar, “18 Eylül” olayını kasten yaratarak, Çin’in kuzeydoğusunu işgal etti. 7 Temmuz 1937 tarihinde işgalciler Beijing kentine bağlı Wanping ilçesine top saldırısı düzenleyip, Lugou köprüsüne hücum ederek, Çin’i tümüyle işgal etmeyi amaçlayan kapsamlı bir savaş başlattı. Beijing ve Tianjin tehlikedeydi, Çin’in kuzey kesimi tehlikedeydi, 5 bin yıllık tarihe ve parlak eski bir medeniyete sahip Çin, artık yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyordu.

Ancak, son derece acımasız saldırganların keskin bıçaklarıyla güçlü toplarına karşı Çin halkı hiç boyun eğmedi ve saldırganlara direnme savaşına geçti. Çin Komünist Partisi’nin öncülük ettiği Japon saldırganlara karşı milli birleşik cephe bayrağı altında, Guomintang Partisi-Çin Komünist Partisi işbirliği doğrultusunda, Çin’de çeşitli etnik gruplara mensup vatandaşlar ve yabancı ülkelerde yaşayan Çinli göçmenler, saldırganlarla 14 yıllık çetin ve zor bir mücadele yaptı.

Nihayetinde Çin halkı zafere uzandı. 2 Eylül 1945 tarihinde Japonya’nın teslim olma töreni Tokyo Körfezi’nde konuşlanan ABD donanmasına ait Missouri adlı savaş gemisinde gerçekleştirildi. Çin dahil savaş zaferini kazanan 9 ülkenin temsilcileri gözetiminde, Japonya temsilcisi teslim belgesine imza attı. Bu, Çin’in yakın çağında, Çin halkının yabancı işgalcilere karşı kazandığı ilk kapsamlı zafer niteliğindedir. Aynı zamanda Çin halkı, dünyanın faşizme karşı savaşta zafere ulaşması için dev katkılar yapmıştır.

Bir karış vatan toprağı, bir damla kandır, milyonlarca Çinli kanıyla yeni bir Çin Seddi kurmuştur.

Büyük milletler, tarihi yeniden değerlendirmekle ilerleme yolunda taze bir güç alırlar. II. Dünya Savaşı döneminde, 400 milyon nüfusa sahip Çin, Japon saldırganlara karşı tek yürek ve ortak adım attı. Hoşgörülü, ılımlı ve iyi kalpli olan Çin halkı, saldırganların acımasızlığına karşı en son damla kanına kadar savaştı.

Yüzölçümü 10 kilometreyi aşmayan bir bölgede, Çin ordusu, düşmanlarla kanlı bir mücadele yaptı ve 30 bin Çinli askerin ölümü pahasına 10 binden fazla Japon askerini yok ederek, Tai’erzhuang Büyük Zaferi’ni kazandı. 8 yıl süren kapsamlı direniş savaşında Tai’erzhuang savaşı gibi 200’den fazla büyük ölçekli savaş meydana geldi. Çin halkı, Japon saldırganlara karşı 200 binden fazla büyük ve küçük savaş gerçekleştirdi. 1 milyon 540 binden fazla Japon askerini yok etti. Bu sayı, Japon saldırganlarının İkinci Dünya Savaşı’ndaki ölü veya yaralı sayısının yüzde 70’ini oluşturdu. Çin halkı zafer için muazzam bedeller ödedi. 35 milyon kişi hayatını kaybetti. Bunun 30 milyonluk kısmı sivillerdi.

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, 2015 yılında düzenlenen Çin Halkının Japon saldırganlara karşı direniş savaşında zafere ulaşmasının 70’inci yıldönümünü anma töreninde yaptığı konuşmada, işçiler, köylüler, bilginler, askerler, yabancı ülkelerdeki Çinli göçmenler arasında çok sayıda milli kahraman doğduğuna dikkat çekerek, bu kahramanların Çin milletinin bağımsızlığı, özgürlüğü ve onurunu korumak için özverili katkılar yaptıklarını ve asla pişman olmadıklarını vurguladı. Xi Jinping, bu kişilerin Çin milletinin belkemiğini oluşturduklarını ifade etti.

ÇKP, en tehlikeli anda vatanı kurtarma misyonunu üstlendi

Japon saldırganlara karşı direniş savaşı döneminde, Çin Komünist Partisi, hep adalet duygusuyla hareket etti ve milleti kurtarma misyonunu şaşmadan üstlendi. ÇKP, saldırganlara karşı mücadeleyi başlattığını en erken ilân eden güçtür. ÇKP, saldırganlara karşı silahlı mücadeleye dayalı yurtseverlik tutumunu açıkladı ve saldırganlara karşı direnişin öncüsü oldu. 1931 yılının sonundan itibaren ÇKP, Çin’in kuzeydoğusuna çok sayıda kadro gönderdi ve yerel direniş çalışmalarına aktif şekilde katıldı ve İşgale Karşı Kuzeydoğu Birliği’ni kurdu.

ÇKP öncülüğünde saldırganlara karşı milli birleşik cephe kuruldu, ÇKP bu cepheye liderlik etti. Bu Japon saldırganlara karşı direniş savaşında zafer kazanılmasının en kritik unsuru ve en güçlü silahıdır. Japon saldırganlara karşı direniş savaşında ÇKP, hep milletin çıkarlarını en yukarıda tuttu. Tüm milletin kararlı dayanışmasını etkin şekilde korudu ve milletin direniş savaşında liderlik çekirdiği haline geldi.

Tarih, Çin halkının kurtarıcısı olarak ÇKP’yi seçti

ÇKP, tüm direniş savaşında doğru stratejiyi uyguladı ve böylece Çin halkının nihai zafer kazanması için temel garanti sağladı. Savaşın çıkmaza girdiği dönemde, ülke çapında devlet yok olma teorisi ve zaferi hızla kazanma teorisi gibi yanlış seslerin giderek yükseldiği bir dönemde, dönemin ÇKP lideri Mao Zedong, ÇKP üyelerinin kolektif bilgeliğini toplayarak, işgale karşı kalıcı mücadele düşüncesini ortaya koydu. Böylece, insanların düşünce alanındaki kargaşasını giderdi ve nihai zafere ulaşılması için yön verdi.

ÇKP, ülke genelinde saldırganlara karşı direniş üsleri kurdu. Düşmanların arkasında savaş cephesi açtı, böylece nihai zafer için dev katkı sağladı. Kısacası, milletin kaderini belirleyen savaşta, ÇKP milletin belkemiği rolünü oynadı. Tarih, Çin halkının kurtarıcısı olarak ÇKP’yi seçti.

Çin milleti dış müdahaleye izin vermez

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, 2015 yılında düzenlenen Çin Halkının Japon saldırganlara karşı direniş savaşında zafere ulaşmasının 70’inci yıldönümünü anma töreninde yaptığı konuşmada, “Barış zorla kazanıldı ve barış mutlaka savunulmalı. Çin Halkının Japon Saldırganlara Karşı Direniş Savaşının ve Dünya Anti-Faşizm Savaşının zaferini anmamızın amacı, insanların barış için özlemini ve ısrarını uyandırmaktır. Çin’in gelişmesi ve büyümesi hiç kuşkusuz dünya barış güçlerinin gelişmesi ve büyümesi olacaktır. Biz, tüm ülkelerin tarihten bilgelik ve güç toplayabileceklerini, barışçı bir kalkınma yolunda ilerleyebileceklerini ve dünya barışının umutlarla dolu bir geleceğini birlikte yaratacaklarını içtenlikle umuyoruz.” diye konuştu. Xi’nin konuşması, Çin’in barışçı kalkınma yolunda ilerleme kararlılığını bir kez daha gösterdi.

Bugün, dünyanın ana teması barış ve kalkınmadır. Ancak şu anki dünyanın hiç de barışçı olduğunu söylenemez. Özellikle başta ABD olmak üzere bazı Batılı ülkeler, Çin’in barışı ve kalkınmasını görmek istemiyor.

ABD ordusuna bağlı savaş gemileriyle uçakları, son aylarda Güney Çin Denizi ve Doğu Çin Denizi’nde yoğun faaliyet göstermekte. ABD’nin bu kışkırtıcı eylemleri, Çin’in ulusal güvenliğine büyük tehdit oluşturuyır. Uluslararası yasaları ciddi şekilde ihlal eden bu girişimler, Çin’in egemenliğini ve güvenlik çıkarını ihlal ediyor. ABD, bölgesel güvenlik risklerini artırırken, Covid-19 salgınıyla küresel mücadele işbirliği atmosferini kirletti. Özellikle bu girişimler, bölge ülkelerinin barış ve istikrar yönündeki ortak beklentilerine uygun düşmemektedir.

ABD giderek yayılan salgınla mücadeleyi yürütmek yerine, savaş gemilerini on bin kilometre ötede Güney Çin Denizi’ne gönderdi. Bu ABD’nin siyaset açısından iki yüzlülüğünü kanıtladı.

Tıpkı Çin halkının Japon saldırganlara karşı direniş savaşında yaptığı gibi, her çeşit dış tehdit ve baskı, Çin halkını korkutamaz, herhangi bir dış güç de Çin milletinin kalkınmasını engelleyemez.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum