Ortak Refahımız Ticarette İşbirliğini Gerektiriyor

1034583958.jpg

On yıl önce, G20’nin ticarette korumacılığı reddetme ve küreselleşmeyi teşvik etme konusundaki açık mesajı, dünya ekonomisinin en zor zamanlar içinde ayakta kalmasına yardımcı oldu.   Beş yıllık hayal kırıklığı yaratan bir büyüme döneminden sonra, son iki yılda güçlü toparlanma belirtilerine tanık olundu. Bu yıl Uluslararası Para Fonu, korumacı önlemlerden kaynaklanan ekonomik zararlara karşı defalarca uyardı. Ticari gerginliklerin artması, küresel gayri safi yurtiçi hâsılayı önümüzdeki iki yıl içinde yüzde 1’den fazla azaltabilir.

Daha önce hiç olmadığı kadar, dünya dış ticaretin ve dışa açılmanın faydalarından uzaklaşıyor. Uluslararası düzen ile küresel ve bölgesel kurumlar sorgulanmaya başlıyor. Bu konular, bu hafta Buenos Aires zirvesinde G20 liderleri tarafından ele alınacak

Açıklığın ve işbirliğinin, her yerdeki insanların yaşamlarını iyileştirmek için hayati önem taşıdığını biliyoruz. Ayrıca, demografik baskıların, iklim değişikliğinin ve yeni teknolojilerin getirdiği zorlukların ele alınması gerektiğini de biliyoruz. Bununla birlikte, geçişleri akıllıca idare etmeliyiz ki, bazıları geride kalmasın ya da mağdur olmasın.

Öncelikle korumacılığın bütün biçimlerine karşı çıkmalıyız. Ticari kısıtlamalar, daha pahalı ürünler ve tüketiciler için daha az seçenek demektir. Ayrıca, korunan endüstriler yabancı rakiplerinden daha az dinamik hale gelecektir. İkili ticaret dengesizlikleri, ekonomiler arası iş bölümünün bir yansımasıdır. Küresel dengesizlikler için sözde adil olmayan ticaret uygulamalarını suçlamak temelsizdir ayrıca “düzeltici” önlemlerin bir ülkenin genel ticaret açığı üzerinde çok az etkisi olacaktır. Büyük ekonomiler, korumacı ya da tek taraflı önlemler almak ya da küresel değer zincirlerini bozmak yerine, diyalog yoluyla engelleri azaltmalı ve anlaşmazlıkları çözmelidir.

İkincisi, kurallara dayalı çok taraflı ticaret sistemini korumalıyız. Uluslararası düzenin orman kanuna dönüşmesi düşünülemez. Uluslararası toplum tarafından belirlenen kuralların otoritesini ve etkinliğini korumalıyız, ulusal çıkar için onları bir tarafa atmamalıyız. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) mükemmel değildir, ancak çok taraflı ticaret sistemini kapsar ve tüm üyelerinin ortak çıkarlarına hizmet eder. Kurallarda yapılacak herhangi bir değişiklik, gelişmekte olan ülkeler için eşit haklar ve fırsatlar sağlamalı ve geniş katılımlı bir müzakere sürecinden geçmelidir. DTÖ’nün herhangi bir reformu, temel değerler ve ilkelerinden sapmamalıdır. İşleyişine ve varoluşuna ilişkin konular öncelikli olmalıdır.

Üçüncü olarak, ticaretin yararı daha geniş bir biçimde paylaşılmalıdır. Geçtiğimiz 25 yıl boyunca, ticaret dünya çapında üretkenliği artırmak için yeni teknolojilerden yararlandı, küresel aşırı yoksulluğun yarıdan fazlasını yok etti ve milyonlarca yüksek ücretli iş yarattı. Uluslararası işbirliği vazgeçilmezdir; ülkeler arasında karşılıklı olarak mutabakata varılan şartlarda daha fazla teknoloji transferi, küresel adaptasyonu kolaylaştıracaktır. Fikri mülkiyet haklarının korunması, dünyanın yeni sanayi çağına girmesi için bir engel olmaktan çok bir itici güç olmalıdır.

Çin ne kural koyucudur ne de küreselleşmenin en büyük kazananıdır; fakat kurallara uymaya ve diğerlerine yetişmeye kararlıyız. Çin, dünya ekonomisine açılma ve onunla bütünleşme çabalarında, yabancı yatırımcıların yasal haklarını korurken, uluslararası ticaret ve yatırımın serbestleştirilmesini ve kolaylaştırılmasını taahhüt eder. Çin geçenlerde ilk Uluslararası İthalat Fuarı’na ev sahipliği yaptı ve bunu her yıl yapacak ve serbest ticareti destekleme ve ortak refahı paylaşma konusunda sağlam kararlılık sergilemeye de devam edecek.

Tarih bize ticaretin ve açıklığın onları kucaklayanlara fayda sağladığını ve sadece birlikte durarak tüm halklarımız için paylaşılan ve daha iyi bir geleceği yaratabileceğimizi söyler. Bunu yalnız yapamayız.

Zhang Jun / Çin Halk Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Asistanı

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum