Küresel ticaret savaşında “top” kimin kontrolünde?

20180723152620001_16330.jpg

İki gün süren G20 Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı 22 Temmuz’da sona erdi. Arjantin’in başkenti Buenos Aires’te gerçekleşen toplantının gündeminde ticaret sorunu vardı.

Toplantıdan sonra yayımlanan ortak bildiride, ticaret çekişmeleri neticesinde dünya ekonomisinin karşılaştığı riskleri azaltmak için, dünya ülkelerinin diyalogu güçlendirmeleri gerektiği vurgulanmasına rağmen, Fransa Maliye Bakanı Bruno Le Maire, ABD’nin çelik ve alüminyum ürünlerine uyguladığı ek vergiyi kaldırmaması halinde AB ile ABD arasında serbest ticaret görüşmelerinin başlatılmasının mümkün olamayacağını dile getirdi. Maire, bu konuda Fransa ve Almanya’nın hemfikir olduğunu da sözlerine ekledi.

Hem suçlu hem güçlü!

Mart ayında çelik ve alüminyum ürünlerinin ithalatına ek vergi uygulayarak ticaret savaşını başlatan ABD, küresel ticaret anlaşmazlığı üzerine tekrar tekrar aynı senaryoyu sahneliyor: Bir yandan sorumluluğu Çin ve AB gibi ticaret ortaklarına yüklüyor, kendisini “zarar gören taraf” olarak ilan ediyor ve sorunun çözümünde “topun karşı sahada olduğu” imajını yaratıyor. Diğer yandan, her zaman ilk adımı kendisinin atacağı ve sadece “zarar veren tarafın” hamle yapabildiği bir “vergi sopası” oyunuyla sorunu sıcak tutmaya devam ediyor.

Örneğin ABD, çelik ve alüminyum ürünlerinin ithalatına ek vergi uyguladıktan sonra, AB menşeli otomobillerden de ek vergi alacağını duyurdu ve aynı muameleye tabi tutulacak Çin ürünlerinin kapsamının da 50 milyar dolardan 200 milyar dolara çıkarılacağı tehdidinde bulundu.

Peki, dünyayı sarsan bu ticaret savaşında top kimin kontrolünde? Yanıt bulabilmek için sorunun kaynağını incelememiz lazım.

The Economist dergisinde 20 Temmuz’da yayımlanan “Donald Trump, birçok cephede ticaret savaşı başlattı” başlıklı makalede, grafik şeklinde ticaret savaşının kaynağı analiz edildi. Makalede “ABD Başkanı ticaret savaşını kolayca kazanabileceği görüşünde, bu nedenle birçok cephede ticaret savaşı başlattı” denildi.

Acaba gerçekten öyle değil mi?

ABD’nin tekrar tekrar gümrük tarifelerini artırma girişimlerine Çin, AB, Kanada, Meksika, Hindistan ve Türkiye karşı çıktı ve misilleme önlemler de alındı, ayrıca küresel ticaret anlaşmazlığını çözme mekanizmasına başvuruldu. Taraflar, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) çerçevesinde görüşme yapma niyetini ifade etti.

Fransa Maliye Bakanı Maire’nin dediği gibi, ABD önce ek vergi politikasına son vermeli, yoksa Avrupa zorlama altında görüşmeye katılmaz. Bu sözün anlamı çok açık: Top ABD’nin sahasında!

Kısa süre önce sona eren Dünya Kupası’nın da etkisiyle futbol üzerinden benzetmelere devam edecek olursak, ABD, “gümrük tarifesi topunu” hep ayağında tutmak istiyor, ancak pas yapıp oyun kurmak gibi bir derdi yok; dahası, zemindeki “çamurlu suyu” diğer oyuncuların üzerine sıçratarak, oyunu gereksiz yere uzatmanın peşinde… Bu esnada ticaret savaşı sürerken, ABD kendi kuralları ve tarzıyla savaşı manipüle etmek ve sürdürmek istiyor.

G20 Maliye Bakanları ve Merkez Bankası Başkanları Toplantısı’nda hazır bulunan Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Christine Lagarde, ABD’nin başlattığı ticaret savaşının dünya ekonomisine olumsuz etkisine yönelik endişesini dile getirdi. IMF, ticaret savaşı dünya ekonomisinin büyüme oranını yüzde 0,5 aşağı çekerse 430 milyar dolar üretim değeri kaybedileceğini tahmin ediyor.

Durum buysa, dünyanın en büyük ekonomisi ABD, ne diye “intihar” olarak tanımlanabilecek bu işe kalkışıyor? Cevabı çok basit: Veri, veri, veri.

Amerikan bankası JPMorgan’ın yayımladığı bir raporda, Trump yönetiminin, tehdit ettiği gümrük tarifelerini tümüyle hayata geçirmesi halinde bile ithalat ürünlerinin sadece üçte birinin etkileneceği belirtiliyor. ABD yönetimi işte bu veriye dayanarak ticaret savaşını sürdürebileceğini sanıyor.

Küreselleşmenin ilerlediği günümüzde ticaret kendi yerel kapsamını çoktan aşmış durumda. İngiliz Financial Times gazetesinde önceki gün yer alan yorumda, ABD’nin DTÖ kurallarına aykırı davranışının, teşvik ettiği ticari korumacılık ve sonu olmayan ticaret savaşıyla, jeopolitik etkiler yaratabileceği, zaten zayıf olan uluslararası düzenin iyice zedeleneceği uyarısında bulunuldu.

Yorumda Amerikalı ekonomist Otto Todd Mallery’nin şu çarpıcı ifadesine yer verildi: “Malların sınır ötesi dolaşımı olmazsa, orduların -sınır ötesi muharebesi- olur.”

Trump tarafından “ABD’nin düşmanı” olarak ilan edilse de, AB yine de ABD’nin müttefiki olduğunu yineliyor, ancak “ittifakın patronu” Avrupa değil. Fransa Maliye Bakanı Maire’ye göre, ABD “kurallara biraz riayet etmeli”, çok taraflı ticaret kurallarına saygı göstermeli, AB ve Çin ile ihtilafını diyalog yoluyla çözmeli.

Ancak ABD yönetimi bu dilden pek anlamıyor, başka bir dilde konuşmaya devam ediyor. Ne de olsa bütün dünyanın ‘football’ dediğine, onlar ‘soccer’ diyorlar…

 

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum