Huawei’nin kara listesi ve bunun küresel tedarik zinciri üzerindeki etkisi

shutterstock_1286431525_16_9_1558417941-880x495.jpg

Editöre ilişkin not: Andy Mok, Center for China and Globalization (Çin ve Küreselleşme Merkezi)’nde bir araştırma görevlisidir. Makale, yazarının görüşlerini yansıtmakta olup CGTN’nin fikirlerine uygun olmak durumunda değildir.

Bir aile, bir spor takımı veya bir şirket olsun; herhangi bir topluluğun bir parçası olmak, o topluluğun norm ve kurallarına uymayı gerektirir. O halde dürüstlüğe bağlılık, herhangi bir topluluğun için başarılı olması hatta ayakta kalabilmesi için zorunludur.

Huawei’nin, Ticaret Bakanlığı’nın kara listesi üzerine konulmuş olması bu ilkelerle bağdaşmamaktadır. Böyle yapılması, yalnızca ABD’nin Çin’e karşı saldırısında dramatik bir tırmanma değil, aynı zamanda genel anlamıyla dünya istikrarına ve refahına bir tehdit oluşturmaktadır.

Birleşik Devletler, Amerikan şirketlerini Huawei’nin donanım bileşenleri, yazılım ve diğer ihtiyaçlarını karşılamaktan men ederek küresel tedarik zincirini bir silah haline getirmektedir. Bu tedarik zincirleri, dünyanın her yerindeki tüketicilere bolca yeni ürün sunarak yeni bir küresel ekonomik büyüme ve sosyal gelişme olanağı yaratmışlardır. Örneğin, bir alanda uzmanlaşmanın getirdiği kazanımlar sayesinde Oppo ve Vivo gibi firmalar tüm gerekli teknolojiyi ve bileşenleri kendi içinde üretme zorunda kalmadan gerçekten de çok gelişmiş akıllı telefonları makul fiyatlarla sunabilmişlerdir. Bu, inovasyon oranını hızla artırmış ve yaşam standartlarını yükseltmiş; hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde yaşayan insanlara, o zamana değin akla dahi gelmemiş kolaylık ve verimlilik getirmiştir.

Ne var ki Birleşik Devletler, bu aşırı davranışıyla, bütün bunları dar ve bencil bir amaç uğruna tehlikeye atmaktadır. Bunun, Huawei gibi Çin şirketlerine verdiği zarar çok kolaylıkla görülmekle birlikte, küresel tedarik zincirlerinin güvenilirliği üzerindeki etkisi daha az belirgin ama küresel refah için daha çok zarar vericidir. Öncelikle birçok şirket, mevcut ekosistemden avantaj sağlayan ürün ve süreçleri tasarlamakta artık tereddüt gösterebilecektir. Ayrıca, bu saldırgan davranışlar diğer ülkelerin misillemelerine neden olarak, gerçekleşmesi on yıllar sürmüş olan küresel üretim altyapısını tahrip edecek bir kısasa kısas sarmalına yol açabilir.

Öte yandan Huawei’nin kara listeye alınması, kısa vadede çok büyük ve somut zararları da beraberinde getiriyor. Dünyada on milyonlarca insan profesyonel ve kişisel yaşamında Huawei aletleriyle sağlanan güç bağlantısına bağımlı. Şimdi bu aletleri tamamlayan iletişim ve üretim yazılımını kullanma olanağından yoksun kalacak olmaları, onlara en hafif deyimiyle zahmet verecektir. Bu da, yaşamın hızlandığı ve vaktin nakit olduğu dünyamızda az şey değildir.

Ayrıca Huawei üretici ve satıcıları rencide edilmiştir. Bu şirketler, yalnızca Çinli değil aynı zamanda Avrupalı ve Amerikalıdır. Bunların pek çoğu alenen kara listede yer almış olup bunların yatırımcıları da hükümetin saldırısından zarar görmektedir. Bu arada birçok yatırımcının da huzur içinde bir emeklilik geçirmek için bu yatırımlara güvenen sıradan Amerikalı olduğu da not edilmeye değer. Bu, ABD hükümetinin ummadığı bir siyasal tepkiye de yol açabilir.

Nihayet bu tutum çip, diğer bileşenler ve yazılım üreten ve küresel piyasada şu anda tekel konumundan yararlanan Amerikan şirketlerinin egemenliğini baltalamakla sonuçlanabilir. Bu ise, hükümetin, Amerikan ekonomisinin gücüne güç katma hedefinin tersi bir oluşmaya yol açılması anlamına gelir.

Kara liste süreci, Amerikan askeri tarihini inceleyenlere ABD’nin korkunç Vietnam Savaşı sırasında Ben Tre bombardımanını anımsatır. Bu bağlamda askerler, bombardımana gerekçe olarak, “Kenti kurtarmak için tahrip etmemiz gerekiyordu. ”demişlerdi. ABD bugün de, yine benzer biçimde, küresel tedarik zincirini kurtarma hayaliyle tahrip etmeye azimli görünüyor.

ABD niçin böyle bir tutum benimsiyor? Son bir Telesur makalesi, Başkan Jimmy Carter’ın, ABD’nin ülke olarak 242 yıllık yaşamının sadece 16 yılını barış içinde geçirdiğini ve onun“dünya tarihinin en savaşçı ulusu” olduğunu ve bunun da ABD’nin diğer ülkeleri “bizim Amerikan ilkelerimizi benimsemeye” zorlamasından kaynaklandığını açıkladığı bir konuşmasını naklediyor.

Bridgewater Associates kurucusu Ray Dalio da bir LinkedIn makalesinde benzer bir gözlemde bulunuyor; “Savaşa dönük Western yaklaşımı, daha çok birbirine karşılıklı darbeler vuran hayvanların davranışına benziyor; öyle ki, biri en sonunda diğerine baş eğene değin birbirlerini yaralıyorlar.”

Bununla birlikte insanlara gelişme ve uygarlaşma imkanı veren süreç, ortaya farklılıklar ve karşıtlıklar çıktığında, bunları şiddete, yıldırmaya veya diğer tehditlere başvurmadan yatıştırma ve çözme yetileridir. ABD, böyle bir yaklaşımdan aciz olduğunu göstererek, yalnızca Çin açısından değil gezegenimizi böyle bir ülke ile paylaşmak zorunda olan herkes bakımından da bir tehdit oluşturduğunu ortaya koyuyor.

 

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum