Haber Analizi: Çin’in gelişimini engelleme aracı olarak 301. Madde

in-halk-696x356.jpg

Gelişmekte olan 50 ülkeden oluşan hükümetler arası örgüt Güney Merkez (The South Centre) tarafından yayınlan bir rapor, 301. Maddeyle ilgili bazı gerçekleri ortaya koyuyor.

1995 yılında kurulan Güney Merkez, Güney-Güney dayanışma ve işbirliğini amaçlamakta. Merkezin 50 sayfalık son raporunda, ABD’deki 301. Maddenin tarihi, madde kapsamında Çin’e yönelik soruşturmaların özü, ABD’nin davranışının yasadışılığı ve gerçekleri nasıl çarpıttığı açıklandı.

ABD’nin 1974 tarihli ticaret yasasından kaynaklanan 301. Madde, ABD’li ihracatçıların yurt dışı pazarı genişletmek için başvurdukları önemli bir hukuki yöntemdir. 1980’li yılların ortasında ve 1990’lı yılların başında, uluslararası ticarette sıkça başvurulan söz konusu madde kötü bir şöhrete sahip. Washington, Japonya gibi ülkelerle ticaret işlerinde sık sık bu maddeye dayanarak soruşturma açıyordu.

1995 yılında Dünya Ticaret Örgütü kurulup ticari uyuşmazlık çözüm mekanizması oluşturuldu. ABD’de ekonomi alanında çalışma yapan Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü’nden ticaret sorunları uzmanı Chad Bown, DTÖ Uyuşmazlık Çözüm Mekanizması’nın etkili olduğuna ve ABD’nin kötü niyetli 301. Maddesine başvurma zorunluluğundan kaçınıldığına işaret etti.

Güney Merkez’in raporunda, ABD’nin 301. Madde ve Çin’den ithal edilen çelik ve alüminyum ürünlerine vergi tarifesi uygulamayı amaçlayan 232. maddeyi bir kez daha gündeme getirmesinin DTÖ’yü şok ettiğine işaret edildi.

ABD, Çin’e yönelik 301. Madde soruşturmasıyla DTÖ standartlarını hiçe sayarak, kendi standartlarına göre Çin’i değerlendirdi. Öte yandan, soruşturulan içeriklerin çoğu, ABD veya Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkelerinin daha önce uyguladığı veya uygulamaya devam ettiği davranışlardır.

Örneğin Çin piyasasındaki teknoloji transferi, ortak sermayeli işletmeler ve ruhsat verme prosedürlerinin hepsi, işletmelerin sözleşmelerine göre yürütülmektedir. Ticaretle İlgili Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması’nın 28.2 maddesine göre, patent sahibi ayrıca patentini devretme veya miras yoluyla patentini transfer etme hakkına sahip olmalıdır ve bir lisans sözleşmesi imzalama hakkına sahiptir. Rapora göre, Çin’de yatırım yapan ABD işletmelerinin hepsi bu tür sözleşmeleri gönüllü olarak imzalıyor, çünkü onlar dev Çin piyasasından büyük kar elde edeceklerini biliyor.

Güney Merkez’in raporunda ABD yönetiminin Çin’in sektörleri ve teknolojileri geliştirme politikasına yönelik eleştirilerine yer verilerek, bu eleştirilerin ABD’yi “bırakınız yapsınlar” ideolojisini savunan bir ülke gibi gösterdiği, ancak bunun gerçek olmadığı belirtildi.

Londra Ekonomi Okulu’na bağlı Kalkınma Araştırma Enstitüsü’nden Profesör Roert Wade yaptığı konuşmada, “sektör politikası”, “bilim-teknoloji politikası” ve “inovasyon politikası” gibi kavramların ABD siyaset çevresinde bir tabu olduğunu hatırlattı. Wade, ABD’nin kendisini serbest piyasanın destekçisi olarak gördüğüne, ancak ülkenin kuruluşundan beri ifade ettiğinden daha fazla sektör politikası saptadığına dikkat çekti.

Güney Merkez’in raporunda Çin’in fikri mülkiyet haklarını korumada elde ettiği büyük ilerlemeler sıralanarak, bu ilerlemelerin arkasında Çin’in ar-ge yatırımını artırıp gerçekleştirdiği teknolojik inovasyon yattığına işaret edildi. Çin’in ar-ge yatırımı, dünya toplamının yüzde 20,8’ini oluşturuyor ve tüm Avrupa ülkelerinin yatırımına eşit. Bu rakam, sadece ABD’nin 4,7 puan gerisinde.

Öte yandan, Japonya’da yayın yapan Nikkei Asian Review’in geçen Temmuz ayında yayımladığı habere göre, sahip olduğu patent sayısı bakımından Çin’in Tsinghua Üniversitesi, ABD’den MIT ile aynı seviyede. Bu nedenle Güney Merkez, Çin’in bilimsel-teknolojik ilerlemesini “fikri mülkiyet haklarını çalma” ve “taklit etme” eylemine bağlamanın gerçek dışı olduğunu savunuyor.

ABD’nin esas ticaret ortaklarından AB ve Japonya, 301. Madde’nin mağduru olmuştu. Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü’nden araştırmacı Chad Bown’a göre, bu maddenin özünde, ABD yönetiminin sadece polis, savcı ve jüri rollerini değil, aynı zamanda hakim rolünü oynaması var.

ABD’nin Çin’e karşı 301. Madde soruşturması başlatması, ülkenin ticaret açığı sorununu çözmeden hareket etmesi ve Çin’in hızlı gelişmesinden duyduğu endişenin sonucu.

Çok sayıda ekonomist, ABD’nin ticaret açığının bu ülkedeki düşük mevzuat oranı, ABD Doları’nın rezerv birimi olması ve diğer unsurlardan kaynaklandığını savunuyor.

Çin’in hızlı gelişmesi karşısında ABD’nin tavrı “Çin’in inovasyon gücü yoktur”dan büyük bir endişeye dönüştü.

Güney Merkez’in raporu, ABD yönetiminin 301. Madde soruşturmasını başlatma nedenini özetleyerek, bunun ABD yönetiminin Çin’in endüstriyel ve teknolojik gelişmeyi hızlandırma adımlarını engelleme teşebbüsünü yansıttığını kaydetti.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum