“Çin’in niyeti ABD’nin yerine geçmek değil”

20190529210934716_59687.jpg

ABD’li bazı siyasetçiler, son günlerde sıklıkla “Çin ekonomisi, ABD’yi hızla yakalıyor; Çin, ABD’den daha güçlü olma peşinde” şeklinde iddialar ortaya koyuyor. Ancak bu siyasetçiler, bir yandan da “Çin’in dünyanın süper gücü olması imkânsız” yorumlarını yapıyor.

Aslında Çin, hiçbir zaman ABD’nin yerine geçmeyi bir kalkınma hedefi olarak görmedi.

Çin’de bir söyleyiş vardır: “Hayat aslında basittir, ancak insan kendine dert arar.” ABD’li bazı siyasilerin de Çin’i hayali bir düşman olarak belleme paranoyası, esasen bu kişilerin “stratejik anksiyete bozukluğuna” kapıldıklarını yansıtıyor.

Soğuk Savaş’ın bitiminde, kendini dünyanın tek süper gücü olarak konumlandıran ABD, günümüzde de ekonomi, finans, teknoloji ve savunma alanlarında diğer ülkelerin önünde bulunuyor.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün sağladığı verilere göre, 2018 yılında ABD, toplam 640 milyar ABD Doları’nı aşan askerî harcamaları ile dünya birinciliğini korudu. Bu miktar, ayrıca sıralamada ABD’yi izleyen sekiz ülkenin askerî harcamalarının toplamına eşit.

Hâl böyleyken dahi, ABD’li bazı şahıslar kendilerini “yeterince güvende” hissetmiyorlar. Bunun nedeni ise “mutlak üstünlük ve güvenlik” isteğiyle saplantılı durumda olmaları…

Tarihe bakıldığında ABD, silahlanma yarışıyla Sovyetler Birliği’ni çöküşe sürüklerken, ticarette kur oyunlarıyla Japon ekonomisinin yükselişini önledi. Yetmezmiş gibi, diğer ülkelere karşı askerî güce başvurmak için her tür bahaneyi uydurmaktan geri kalmayarak, dünyanın en büyük “başbelası” oldu. Böyle birçok başarı kazanan ABD, ironik bir şekilde, daha hassas ve kuşkucu bir hâle gelerek, şiddetli bir ihtirasla yeni rakibini aramaya başladı.

Reform ve dışa açılma politikasının uygulandığı 40 yılda, Çin’in ekonomik ve teknolojik gücü hızla gelişirken, Çin ile ABD arasındaki mesafe azaldı. Ancak, iki ülke arasında hâlâ önemli bir mesafe mevcut.

Buna rağmen, ABD yönetimi tarafından 2017 yılında yayımlanan Ulusal Güvenlik Stratejisi Raporu’nda Çin, ilk defa ABD’nin “başlıca rakibi” olarak tanımlanırken, “Özgür ve Açık Hint-Pasifik Stratejisi” ortaya koyuldu.

Son günlerde, Çin’in üzerindeki baskıyı artırmaya çalışan Washington, ticaret müzakerelerinde Beijing’i sıkıştırmak ve devletin gücünü kullanmak suretiyle Çinli teknoloji şirketlerine baskı uygulamak için çalışıyor.

Mike Pence, Mike Pompeo ve Steve Bannon’in aralarında bulunduğu ABD’li siyasetçiler, Çin aleyhinde açıklamalar yaparken, ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinden Kiron Skinner’in Medeniyetler Çatışması tezini yeniden gündeme taşıması, Washington’un hasmane tavrını gözler önüne serdi.

Bunlara zıt olarak, Çin kültüründe “Devlet güçlü olsa da savaş öldürücüdür” yaklaşımı vardır. Çin, dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü olmasına rağmen, dünyanın en büyük gelişmekte olan ülkesi konumunda bulunuyor. Çin’de 2018 yılında kişi başına düşen millî gelir 10 bin dolar seviyesine yaklaşırken, bu miktar ABD’dekinin altıda birine dahi ulaşmış değil. Ülkede hâlâ yoksulluktan kurtarılmayı bekleyen 16 milyon kişi yaşıyor.

Hem ekonomik yapının dönüştürülmesi ve düzeltilmesi hem de kentler ve kırsal bölgeler arasındaki gelişmişlik farkının giderilmesi için muazzam bir çaba ve uzun bir süre gerekiyor.

Çin için, bugünün ve geleceğin en önemli vazifesi, ekonominin yapısına ve ulusal kalkınmaya odaklanmak, böylece halkın daha zengin, mutlu ve iyi bir hayat yaşamasını sağlamak.

Sadece kendi işini yapmaya odaklanmak isteyen Çin’in, ABD’nin yerini almaya ne niyeti ne de enerjisi var. Çin, diğer ülkelerle kısır rekabetlere girmeyi de istemiyor. Çünkü Çin, “güçlü bir ülke, hegemonya yolu izlemeli” gibi hegemonik bir düşünce yapısına sahip değil. Barışçı kalkınma anlayışını savunan güçlü bir Çin, diğer ülkelere de daha büyük kalkınma fırsatları getirecektir.

ABD’li bazı siyasetçilerin, Çin’in gelişmesinin maksadının küresel hegemonya peşinde koşmak olduğuna inanmaları ise ya Çin’in ulusal koşullarını yanlış anladıklarını ya da Çin’e çamur atmaya çalıştıklarını gösteriyor.

Sıfır toplamlı oyun düşüncesini izleyen Batılı stratejistlere göre de yeni yükselen güçler ile büyük güçler arasındaki ilişkilerin barışçıl bir şekilde inşa edilmesi mümkün görünmüyor.

Hatta bazıları, Çin ile ABD arasında kuvvetli bir çatışma olması ve bundan kâr sağlamak için ellerini ovuşturuyor. Şayet bu akıl dışı “stratejik anksiyete” zihniyetinin genişlemesine müsaade edilirse, bu çok tehlikeli bir sinyal olacak.

Şu an, Çin ile ABD arasındaki ticari ihtilaflar makul bir şekilde çözülemezse, bundan yalnızca iki ülke değil, tüm dünya büyük zarar görecek.

ABD’nin hegemonyacı yolu mu, yoksa Çin’in işbirliği ve çifte kazanç yolu mu dünyanın asıl ihtiyacı, uluslararası toplum bunu çoktan net bir şekilde gördü…

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum