Çin’e Zarar Vermek Dünyaya Zarar Verir

abd-cin-ticari-gorusmeleri-basliyor-1545979543.jpg

Editörün Notu: Jasna Plevnik, Hırvatistan Jeoekonomik Forumu’nun başkandır. Makale, yazarın görüşlerini yansıtır ve CGTN’in görüşlerine uygun olma gerekliliği yoktur.

 

Amerikan yönetiminin Çin’e olan ticaret savaşı arttıkça, soru, Çin’in 40 yıllık dünyaya açılma sürecinin ekonomik tarihinin bu hassas anında, kendinden başkasına güvenip güvenemeyeceğidir.

Çin’in Başbakan Yardımcısı, zeki ve mütevazı Liu He, öfkeli ya da küçümseyici bir tavır içine girmeden ABD tarafına sabırla karşı koymaktadır.

Çin’in Washington’un, kötü niyetli eylemlerle aniden yön değiştiren ve müzakereler sırasında bile Çin ekonomisine karşı artan öfkeye dönüşen görece rasyonel ve vaat eden görüşmelerden oluşan muhalif diplomasisine saygı göstermesi gittikçe zorlaşıyor.

ABD tarafı için bir anlaşmayı mümkün kılan tek şey, Pekin’in ekonomik değerleri ile sisteminden, para politikasından ve ülkenin yeni ekonomik büyüme ve refah kaynağı haline gelen 5G teknolojisinden vazgeçmesinin gerekeceği Washington’un tek taraflı ticaret tuzağına düşmesidir. Ancak bu fikir aşılamaz engellerle karşılaştı.

Washington,  Çin ekonomisine yönelik ekonomik saldırılarını, iki tarafın daha önce birkaç kez pazarlık etmeye çalıştığı, adil ve politik olarak tarafsız bir ticaret meselesi olarak sunuyor. Ancak daha önce hiç bu şekilde olmamıştı.

1990’larda ABD, Çin’e açılmaya başlıyordu ve 2001’den 2016’ya kadar farklı karşılıklı bağlantı tarzları ile yaklaşıyordu, bu dönemde Çin’den çok taraflı bir küresel yönetim sistemi geliştirmek için kendisi ile birlikte çalışmasını istedi. Sonra, Polonyalı-Amerikalı diplomat Zbigniew Kazimierz Brzezinski, ABD’nin “tek taraflı çok taraflılığa (unilateral multilateralism )” yöneldiğini söyledi

Evet, Çin, ABD’nin diplomasisinden ve Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) 2001’deki girişinden istifade etti,  aynı zamanda da ABD’ye ve diğerlerine de küresel ticaret sistemine girerek kazandıklarını geri verdi. Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne girmesi ile ABD’nin bu ülkeye olan ihracatı kısa sürede yüzde 81 arttı.

Çinliler savaşa para harcamayan; gelişmeye tutku duyan, nerede olursa olsun, bütün dünyanın ekonomik büyümesine katkıda bulunan barışçıl insanlar olarak tanınırlar. ABD’nin Pekin’e yönelik topyekun ekonomik savaşı yalnızca Çin’e değil aynı zamanda küresel tedarik zincirlerine, tüketicilere, şirketlere, devletlere ve dünya ekonomik düzenine de zarar verdiğinden bu aşmada bahsedilmesi gerekiyor.

Çin, 1990’lı yıllardan beri oluşan küresel ekonomik karşılıklı bağımlılığın hayati bir parçası. 5G’nin geliştirilmesinde dünya çapında öncü olan Huawei, ABD’den Japonya’ya kadar şirketin tedarikçilerini felce uğratan ABD politikaları olmadan yaptırımlara maruz bırakılamazdı.

Şimdi, küresel şirketler, bankalar ve tüketiciler ABD yönetiminin dünya çapındaki üretim ve ticaret ağlarına yönelik tüketici çıkarlarını önemsemeyen politik saldırganlığına karşı çıkmak için örgütlenebilecekleri daha fazla mekanizmaya sahipler.

Hükümete açık bir mektup gönderen, 173 ABD şirketi, Çin mallarına yönelik tarifelerin “bir bütün olarak Amerikan ekonomisinde felakete neden olacağını” söylediler. Bununla birlikte, küresel piyasada Huawei ile rekabet eden şirketler pazar rekabeti üzerindeki bu politik tutumu desteklemektedir.

Ekonomik dünya düzeninin istikrarı ve ilerleyişindeki en büyük sorumluluk uluslararası kurumlara, organizasyonlara ve gruplara aittir. DTÖ şu anda 124 ulus tarafından kademeli olarak kurulmuş bir kuruluştan çok, ABD’nin Pekin, küresel yönetişim ve dünya ticaret kuralları üzerindeki gayri meşru baskısını izleyen bir kurum görüntüsü veriyor.

Dünya Ticaret Örgütü’nün karşı karşıya kaldığı karmaşık tehditler dünya için uluslararası ticarette çok taraflılığının önemine ilişkin sıcak birkaç cümle sarf ederek geçiştirilemez. Bu yanlıştır ve Çin’in ve dünyanın çok taraflı küresel ticaret sistemine olan güvenine yönelik sonuçları olacaktır.

Dünya çapındaki ticaret geleceği için sorumluluk kabul etmek, DTÖ’den ABD’ye derhal yaptırım uygulamasını ile dünyanın ve ABD’nin yeniden nasıl daha da yakınlaşabileceğinin bir yolunu bulmasını istemek anlamına geliyor. Ancak, dünyadaki egemen uluslararası ticaret kurumu için, Washington’un DTÖ kurallarını ihlal etmesinin, Çin’in bu gerilimleri beslememesine rağmen, Washington’la Pekin arasında bir gerginlik olarak tanımlanması daha konforlu ve daha az riskli bir seçenek.

Çin, ekonomik çıkarlarına karşı gelişen tüm bu olayların ortasında, daha liberal bir Yabancı Yatırım Yasası hazırladı ve Çin Uluslararası İthalat Fuarı’nı düzenledi.

Ana amacı ekonomik büyüme olan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD), Washington’un Çin’e karşı, OECD’nin analizine göre, Amerikan ekonomisine ciddi zararlar veren ve Çin, ABD ve küresel GSYİH seviyesinin 2021-2022 döneminde düşmesine neden olabilecek, ticaret savaşını daha da arttırma konusundaki sorumluluğunu göstermeye karar vermiştir.

Finansal küreselleşmenin gerçek bir çocuğu olan G20, dünyanın finansal istikrarını korumak için olmasa da en azından güvenilirliğini korumak için Çin’e karşı ABD ticaret savaşına ve Osaka Zirvesi’ndeki küresel ekonomik sisteme dikkat çekmelidir.

 

Jeopolitik dünya düzeninde daha kritik bir rol üstlenmek için çabalayan, ekonomik çok taraflılık için arzulu uzun bir geçmişe sahip küresel bir ekonomik güç olan Avrupa Birliği ise ABD’ye direnme konusunda Çin’e ve dünyaya yardım etmekte tereddüt ediyor ve bu da uluslararası sistemin daha tek taraflı olmasının yanı sıra, küresel yönetişimdeki diğer ülkelerin güçlerinin azalmasına neden oluyor.

Brüksel’in, küresel dünya düzeninde Çin ile daha güçlü birçok taraflılık kurmaya odaklanan AB-Çin stratejik belgelerindeki ikiyüzlülüğü son zamanlarda ortaya çıkıyor. AB şimdi değilse Çin ile birlikte çok taraflılığı ne zaman güçlendirecek?

10 Nisan 2019’da yürürlüğe giren ve 2020’den itibaren uygulanacak AB’ye gelen doğrudan yabancı yatırımların izlenmesi için bir çerçeve oluşturma düzenlemesi uygulanmaya kondu ve bu AB’nin ABD’nin Çin’deki şirketlere güvenlik perspektifinden bakma ve Çin’in yatırımlarını “stratejik nedenler” nedeniyle “izleme” konusundaki tepkisini de yansıtıyor.

Bununla birlikte, AB’nin küçük bir üyesi olan Hırvatistan, Huawei avının ortasında, Çin’deki 2019 16 + 1 zirvesi öncesinde ülkesinin dijitalleşme bürosu ile Çin’in küresel telekomünikasyon devi Huawei arasında işbirliği anlaşmasını imzalanmasını sağladı.

Gelecek yıl AB-Çin zirvesi ve 2020’de Almanya’nın yapacağı AB dönem başkanlığı, bakışları hem küresel aktörler hem de dünya için ileriye dönük tarihi bir hamle olacak olan Çin-AB yatırım anlaşmasının gerçekleşmesine çevirebilir. Bu iyimser beklentiyi toprağa gömmek zorunda kalabilir miyiz?

AB’nin tavizkar politikasının büyük bir kısmını, 21. yüzyılda bile, ABD düzenlemelerine ve ABD mali sistemine tabi olan uluslararası finansal sistemi kabullenmesi oluşturmaktadır. ABD’nin dünyayı daha kötü ve giderek daha adaletsiz hale getirerek BM’nin ve DTÖ nün meşruiyetine itiraz etme, Paris İklim Anlaşmasını ve İran nükleer anlaşmasını bozma gücü burada yatıyor.

AB ve diğer küresel siyasi güçler, taviz politikasına mahkûm olmayı bırakmalı, bunun yerine dünya düzeni için ortak ve uyumlu bir strateji belirtmelidir. Washington’un şu andaki ekonomik tek taraflılığı, diğer ülkelerin, uluslararası siyasi ve ekonomik kurumların, şirketlerin ve tüketicilerin çıkarlarını tanımayan “sert güç (hard power)” kavramına dayanıyor.

https://news.cgtn.com/news/3d3d514d3063444f34457a6333566d54/index.html

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum