Avrupa Birliği Trump’a güvenebilir mi?

20180727121930687_85066.jpg

ABD-AB ilişkilerinde yeni bir dönem başlatmak üzere bir araya geldiklerini belirten Donald Trump, “Bu yüzden, bugün AB ile otomobil harici endüstriyel ürünlere yönelik tarifeleri, tarife dışı kısıtlamaları ve sübvansiyonları sıfırlamaya çalışmak konusunda anlaşma sağladık.” dedi.

İki tarafın anlaşmasını elbette olumlu değerlendirmek gerekir, zira ilkel bir alışkanlık olan ticaret savaşlarının kazananı olmaz. Ancak Trump yönetimi gerçekten verdiği sözü tutar mı?

Çok değil, iki ay önce ABD ve Çin heyetleri Washington’da bir araya gelmişler, ek gümrük tarifelerine son verme konusunda anlaşmaya varmışlardı. Beyaz Saray’ın bu sözünü yutması 10 gün sürmedi, 50 milyar ABD Doları değerinde Çin mallarına yüzde 25 gümrük vergisi tarifesi getirildi. Uluslararası toplum gelişmeyi şaşkınlıkla izledi.

‘Anlaşma’ mı ‘ateşkes’ mi?

Donald Trump yönetimi için, verilen sözlerin pek bir hükmü yok, söz verip aksini yapma konusunda oldukça mahirler. Bu nedenle ABD ile Avrupa Birliği arasında gelinen noktayı, ‘anlaşma’ değil, geçici bir ‘ateşkes’ olarak görmek mümkün.

Söz konusu anlaşmaya bakalım. Öncelikle ABD ve AB, sıfır tarifenin gerçekleştirilmesi, ticaret bariyerlerinin kaldırılması ve otomobil harici ürünlere yönelik sübvansiyonların sıfırlanması için yeni müzakere başlatacaklarını ve çelik ile alüminyum tarifeleri ve misilleme tarifelerinin çözümü için enerji işbirliğini artıracaklarını deklare etti.

Bunlar, ikili ticaret ilişkisinin yönünü ve tutumunu gösteriyor, ancak anlaşma ne zaman uygulanacak? Ne işin takvimi ne detaylar ne de çözüm mekanizması açıklandı. Ayrıca ABD, AB’nin çelik ve alüminyum ürünlerine yönelik tarifelerin artırılmasına son verileceğini açık olarak kabul etmedi. Özellikle otomobil gümrük tarifesi, AB’yi en çok ilgilendiren konu. Donald Trump daha önce “New York’ta 5. Cadde’de Mercedes otomobil görmeyeceklerini” ifade etmişti. Anlaşmada otomobil tarifesinin ne şekilde çözüleceğine ilişkin detaylar bulunmuyor. Bu da, iki taraf arasındaki karşılıklı güvenin sorgulanmasına neden oluyor.

İkincisi, “sıfır tarife” ilk olarak Donald Trump yönetimi tarafından ortaya koyulmadı. Barack Obama döneminde, ABD ve AB Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı (TTIP) hakkında müzakere yaparken iki taraf arasında, ithal ürünlerin yüzde 97’si üzerinde gümrük tarifelerini kaldırma önerisinde bulunuldu. Ancak devlet alımları, tarımsal ürünlerin piyasaya girişi ve finansal denetim gibi alanlarda çok sayıda anlaşmazlık bulunmasından dolayı, birkaç yıl geçmesine rağmen iki taraf müzakerelerden halen sonuç alamadı.

ABD ara seçimlerine sadece 4 ay kalmış durumda. AB’yle otomobil harici endüstriyel ürünlere yönelik sıfır sübvansiyon hedefine ulaşmak için, bütün hesaplarını daha fazla oy almak üzerine kuran Donald Trump yönetiminin ne kadar zamanı ve sabrı var?

Üçüncüsü, AB 28 üye ülkeden oluşan bir koalisyon. Ancak üye ülkeler arasında gelişme derecesi farklı. ABD ile yaşanan ticari anlaşmazlık konusunda, üye ülkelerin tutumu da oldukça farklı. Direnmek isteyen de var, ticaret savaşından kaçınmak isteyen de.

Jean-Claude Juncker, AB’nin “CEO”su olmasına rağmen, Trump’la varacağı herhangi bir anlaşma, ancak tüm AB liderlerinin kabulüyle hayata geçebilir. Eğer AB’de herhangi bir lider karşı çıkarsa, anlaşma tıkanır.

Öte yandan, Jean-Claude Juncker, müzakerede ABD’den doğalgaz ithal edilmesi konusunda ön koşul koydu. “Eğer koşullar sağlanırsa ve ABD’nin fiyat ve rekabet gücü de varsa”. Ancak, nasıl bir koşul gerekiyor? En önemlisi, AB içinde ABD’den doğalgaz ithal etme konusunda fikir birliğine varılmalı.

Elbette, ABD ve AB arasında varılan anlaşma, sadece bir tutumu gösteriyor. ABD, AB’ye yönelik ticaret silahını henüz bırakmadı. Üstelik, Donald Trump her an pozisyonunu değiştirebilir. Washington Post’ta yer alan habere göre, Jean-Claude Juncker’la görüşmeden hemen önce, Trump’ın bazı üst düzey ekonomi danışmanları, Trump’ın 200 milyar ABD Doları tutarında ithal otomobile yönelik yüzde 25 ek tarife artırmayı ilan edebileceğini savunmuştu. Ancak Trump ve Juncker’in tokalaşma görüntüsü dünyaya yansıdı.

İngiliz The Guardian’da yer alan habere göre, Donald Trump, ‘dayanılmaz bir tüccar’dır. ABD’li ekonomist Chad Boone, “Belki 20 dakika sonra atacağı bir Tweet her şeyi tersine çevirebilir” diyor.

Ayrıca, Donald Trump’ın ortaya koyduğu “sıfır tarife” önerisi aslında AB’ye bir tuzak kurdu. Eğer AB bu öneriyi reddederse, AB ticari korumacı ve Trump serbest ticaret adamı olacak; eğer AB “sıfır tarife”yi kabul eder ancak sözünü tutamazsa, Trump bu bahaneyle AB’den daha fazlasını alabilecek.

Donald Trump’a karşı AB ne kadar taviz verebilir? Kapıyı çalmadan eve giren ve ısrarla para isteyen birine karşı, en iyi savunma korkmamaktır. ABD’nin ticari hegemonyasına karşı, tek çözüm cesaretle karşı çıkmaktır. Sürekli taviz vermek, her zaman saygı ve hoşgörü getirmez; dahası, Donald Trump’ı “Önce ABD” politikasını izleme konusunda kışkırtır. Unutulmamalıdır ki, yatıştırma politikasını izlemeyi tercih edenler de daha fazla bedel ödeyecektir.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum