ABD, küresel “açığın” başlıca mimarı

20190520203938406_31828.jpg

Pu Weijun, Sheng Yuhong-CRI Haber Merkezi

ABD’nin rakiplerine zarar vermek için her zaman başvurduğu yöntemlerden birini “hem suçlu, hem güçlü tavırlar” olarak ifade edebiliriz. Ancak son zamanlarda ABD, bu tavrını daha kontrolsüz bir şekilde göstermeye başladı.

Mesela, 11’incisi yapılan Çin-ABD ekonomik ve ticari üst düzey müzakerelerin öncesinde ABD beklenmedik bir şekilde, Çin’in müzakerelerde “geri adım attığı” iftirasında bulundu ve bu nedenle de 200 milyar dolarlık Çin menşeli ürünlere uygulanan verginin yüzde 10’dan yüzde 25’e çıkarılacağını açıkladı. Aslında, tarafların bazı konular üzerinde defalarca görüşerek, adım adım fikir birliğine varıp bir anlaşmaya ulaşması, müzakere sürecinin en normal yolu. Henüz bir anlaşmaya varılmamışken ABD’nin Çin’in “geri adım attığı” suçlaması da nereden geliyor?

Çin’in aksine, asıl ABD’nin “sözünden cayma sicili” çok kabarık. Çin ve ABD tarafından tam bir yıl önce 19 Mayıs’ta yayınlanan ortak bildiride, ticari savaşa girilmeyeceği konusunda mutabakata varıldığı açıklanmıştı. Ancak, 10 gün sonra Beyaz Saray aniden 50 milyar dolar Çin menşeli ürünlere yüzde 25’lik ek vergi uygulanacağını açıklamıştı. Bununla da kalmayıp, Çin ve ABD’nin geçen yılın Aralık ayında ticari alım miktarı konusunda anlaşmaya varmasının ardından, ABD sonraki müzakerelerde sürekli olarak “şartlarını” arttırdı. Hatta tarife tehtidinde bulundu ve müzakerelerin başarızlığa uğramasına neden oldu.

Bir insan güvenilirliğini kaybederse ayakta duramaz; bir ülke de güvenilirliğini kaybederse çöker… ABD’deki bazı siyasetçiler, Çin’in kalkınmasını engellemek ve ABD’nin giderek zayıflayan hegemonyasını korumak için gerçekleri çarpıtıyor. Çin’i “ekonomik saldırganlık” ve “hırsızlık” ile suçlamaktan; Çin’in “dünya lideri” olmak istediği yönündeki iftiralara kadar çeşitli saçma iddialarda bulunarak, yeni bir “Çin tehdidi” algısı yarattı. ABD’nin “hem suçlu, hem güçlü” bir tavırla gerçekleri çarpıtmasının arkasında ise, kendisinin küresel “açığın” yaratıcısı olduğu gerçeğini örtbas etmek yatıyor.

Büyük değişikliklerin yaşandığı bugünlerde, insanlık hem yeni teknoloji ve sanayi devrimi gibi fırsatlarla, hem de “yönetişim, güven, barış ve kalkınma açıkları” gibi tehditlerle karşı karşıya bulunuyor. ABD, dünyadaki en güçlü ülke olarak bu açıkları gidermek için çaba harcamak yerine, yeni açıklar yaratıyor.

Mesela, ABD’nin kendi çıkarlarını uluslararası sözleşmelerin üstüne koyması, “America First” (Önce Amerika) politikası uygulaması ve uluslararası anlaşmalardan çekilmesi, çok taraflı sistem ile uluslararası kurallara büyük zarar verirken, küresel “yönetişim açığını” daha da büyütüyor. Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) kapsamındaki anlaşmazlıkların halli hükümlerine dair 2017’de yayınlanan bir rapora göre, ABD örgütün kurallarına en fazla aykırı girişimlerde bulunan ülke. DTÖ Anlaşmazlıkların Halli Mekanizması’nın kabul ettiği başvuruların üçten ikisi ABD’yle ilgili.

Öte yandan ABD, sıfır toplamlı oyunlarıyla, Meksika sınırına duvar inşa ediyor, Orta Doğu’da problemler yaratıyor ve önemli küresel sorunlarda fikrini sürekli değiştiriyor. ABD’nin eylemleri, uluslararası toplumun güven ve işbirliğinin temelini ciddi şekilde bozup, küresel ekonomik ve ticari sürtüşmeler ile jeopolitik çatışmaların tırmanmasına neden oluyor.

Bunun dışında ABD, herkese güç gösterisi yapmayı da seviyor. ABD, BM’den onay almadan Suriye’ye doğrudan asker gönderme, Basra Körfezi’nde İran’ın karşısında askeri varlığını düzenleme ve dünyanın dört yanında sözde “seyrüsefer serbestisi” uygulama eylemleriyle dünya genelinde insani felaketler yaratıyor ve “barış açığını” büyütüyor.

Şu an ABD’nin askeri harcaması 600 milyar doları aştı, 2020 mali yılının bütçesinde ise 750 milyar dolara yükseldi. Bu rakam, diğer gelişmiş ülkelerin çok önünde yer alıyor. Eski ABD başkanlarından Jimmy Carter bu konuda yaptığı bir açıklamada, ABD’nin “dünya tarihinde savaşı en çok seven ülke” olduğuna dikkat çekti.

ABD, kendi ekonomik, bilimsel ve teknolojik hegemonyasını korumak için bir yandan gümrük tehdidiyle önemli ticaret ortaklarına zorbalık yapıyor, diğer yandan da başta Huawei olmak üzere yüksek teknoloji şirketlerinin tedarik zincirini kesmek için engeller yaratıyor. ABD’nin bu girişimleri de küresel “kalkınma açığı”nı büyütüyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) geçen ay, 2019 yılının küresel ekonomik büyüme beklentilerini yüzde 3,3’e düşürdü. IMF ayrıca, küresel ticaret gerginliğinin artması nedeniyle dünyanın ekonomik büyümesinin daha da yavaşlayabileceği uyarısında bulundu.

Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping, “insanlık için kader ortaklığı” kavramını ortaya koydu. Bu düşünceye göre, küresel işler bütün ülkeler tarafından ortaklaşa yönetilecek, uluslararası kurallar bütün ülkeler tarafından ortaklaşa belirlenecek ve kalkınma sonuçları da yine bütün ülkeler tarafından ortaklaşa paylaşılacak. ABD’nin girişimleri, tarihi eğilime ve dünya halklarının ortak umutlarına aykırı olduğu gibi, küresel yönetişim açığını da arttırıyor ve günümüz dünyasının kalkınmasındaki en istikrarsız unsuru oluşturuyor.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum