“1,4 milyar nüfuslu bir piyasanın gelişimini engelleme girişimleri boşa çıkacak”

20190524194918090_58931.jpg

Birçok yabancı işletme son günlerde, “Huawei’yle işbirliğinin durdurulduğu” yönündeki yalan haberlere ilişkin açıklamalar yapıyor. Söz konusu şirketler, ABD yönetiminin engelleme kararnamesinden dolayı, Huawei’ye yönelik tedarik dahil hiçbir işbirliği unsurunun durdurulmadığını duyuruyor. Söz konusu açıklamalar, bazı ABD’li politikacıların 1 milyar 400 milyon nüfuslu bir piyasanın gelişimini engelleme girişimlerinin boşa çıkacağını gösteriyor.

Japon Panasonic ile Toshiba şirketleri, Alman Infineon ve İngiliz GSM operatörü EE gibi firmaların yalan haberlere karşı derhal açıklamalarda bulunması, her şeyden önce ABD’nin asılsız zorbalık girişiminin piyasa ekonomisinin kurallarına aykırı düşerek, şirketlerin çıkarlarına ciddi şekilde zarar vermesinden kaynaklanıyor. Örneğin, Alman Infineon şirketinin Huawei’ye yönelik tedariği kestiğine ilişkin yalan haberlerden dolayı şirketin hisse fiyatlarında sert düşüşler yaşandı. Piyasadan gelen bu net sinyal, yabancı şirketlerin ABD’nin siyasi baskısına uymasını imkansız kıldı.

Bununla beraber, Fransız ALSTOM şirketinin başına gelenler de yine dünya işletmelerinin korku duymasına neden olmaya devam ediyor. ALSTOM’un Genel Müdür Yardımcısı Frédéric Pierucci Nisan 2014’te, New York’ta transfer yaptığı sırada FBI tarafından tutuklanmıştı ve ABD’nin şirkete yönelik avında bir “ekonomik rehine” olmuştu. Birçok alçak yola başvuran ABD, Fransız sanayinin incisi ALSTOM’u parçalamayı başardı ve onun General Electric’in eline geçmesini sağladı.

ABD benzer yollarla, birçok Avrupa merkezli çok uluslu şirkete ya darbe indirdi ya da onları parçaladı. ABD bu defa Huawei’ye karşı aynı yola başvuruyor. Çok uluslu şirketlerin bunu anlamaması mümkün olabilir mi? Bu nedenle, bu şirketler tabii ki ABD’nin baskısına boyun eğmeyecek ve hatta onun suç ortağı olmayacak.

Belli ki, ABD Çin piyasasının gelişimini engellemek için iki yönteme başvuruyor. Bir taraftan, ek gümrük vergisi uygulayarak ticaret savaşı; diğer taraftan yalan haber çıkararak “medya savaşı” açıyor. Ancak, ABD bunu sürdürdükçe, Çin’in dış sermaye ve dış ticareti daha iyi performans gösteriyor.

Çin’in bu yılın ilk dört ayında fiilen kullandığı yabancı sermaye, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6,4 yükselirken, dış ticaret hacminde de yüzde 4,3’lük artış kaydedildi. Özellikle Çin ile Kuşak ve Yol güzergahındaki ülkeler arasındaki ticaret yüzde 9,1 büyüdü.

Küresel piyasadaki çok yönlü düzenlemeler, şüphesiz ki Çin ekonomisinin riskleri göğüsleme kabiliyetini güçlendirdi. ABD ne kadar isterse istesin, dünya ülkelerinin kalkınma talepleri ve piyasa ekonomisi kuralları temelinde oluşturulan küresel endüstri zincirini kesemez.

Öte yandan, 2008-2017 yılları arasında iç tüketimin Çin ekonomisinin büyümesine yönelik katkısı yüzde yüzü aşarak, ekonomik gelişmenin en önemli itici gücü haline geldi. Bunun dışında Çin’in dış ticaretine yönelik bağımlılığı da yüzde 33’e kadar düştü.

1 milyar 400 milyon nüfusa sahip Çin piyasasını sağduyu sahibi hiçbir işletmeci küçümseyemez. Çin’deki pazar kuruluşu sayısı 110 milyona ulaştı ve bunlardan 34 milyondan fazlasını işletmeler oluşturuyor. Demek ki, Çin’de gerek üretim, gerekse geçim araçları bakımından büyük tüketim piyasaları bulunuyor. Bu büyük piyasalar Çin ekonomisinin iç dönüşümünü sağlıyor.

Oysa ABD’nin dış piyasaya yönelik bağımlılığı çok yüksek. Örneğin, ABD’nin Çin’e ihraç ettiği soya fasulyesi yurtiçi üretiminin yaklaşık yüzde 60’ına tekabül ediyor. Ancak ek gümrük vergisinden dolayı Çin’e soya fasulyesi ihracatı büyük ölçüde azaldı. Amerikan çiftçilerin soya fasulyesini Japonya, Meksika ve Nijerya gibi ülkelere satmaya çalışmasına rağmen, bu ülkeler 1 milyar 400 milyon nüfusluk Çin piyasasının yerini alamıyor.

ABD, Çin’in piyasasının gelişmesini nasıl engellerse engellesin, Çin kapısını dünyaya açmaya devam edecek.

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum