Amerika’nın İstihdam Atılımı ve Ekonomik Reaksiyonları

451061990_8.jpg

Dow Jones geçtiğimiz cuma günü, Haziran 2016’dan bu yana, en büyük günlük düşüşünü yaşadı.

Cuma günü Dow Jones Endüstri ortalaması %2,5 oranında düştü. Bu durum Haziran 2016’da Britanya’nın AB’den ayrılmayı oyladığından bu zamana kadar ki en büyük negatif yönlü hareket oldu.

Bu düşüş bono yatırımcılarının enflasyon risklerini daha çok dikkate almaya başladığının da net bir göstergesi oldu. Şirketlerin daha fazla borçlanmaları ABD Merkez Bankası’nın faizleri daha sık veya beklenenden daha hızlı arttırmasına sebep olabilir.

Aslında bu durum geçtiğimiz Aralık ayında FED yetkilileri tarafından ortaya koyulmuş ve 2018 yılı içerisinde iş piyasalarının kuvvetlenmesiyle faiz artışlarının daha hızlı olabileceğinden bahsedilmişti.

Belki burada biraz da Amerika iş piyasasının son durumuna değinmek, genel resmi görmek faydalı olacaktır.

**

Özellikle Obama hükümetinin gayretleri ve Trump hükümetinin belli açıdan bu gayreti devam ettirmesiyle işsizlik oranı, son rakamlara göre %4,1’e kadar düştü. Bu oran, Aralık 2000’den bu zamana gerçekleşmiş en düşük oran. Oluşan bu trend, Amerika’nın “iş yaratma” hareketinin ne kadar başarılı ve ekonomik göstergelerin iyileşmesine vesile olduğunun kanıtı.

Tabi ki, bu duruma borsanın tepki göstermesi de normal. Sonuçta borsa, ekonominin iyileşme trendini dikkate almadan, reel ekonominin gerçeklerinden kopmuş bir şekilde tamamen finansal gelişmelere odaklanmış durumda.

Açıklanan son İş Piyasası Raporuna bakıldığında, son bir yılda ücretlerde %2,9’luk artış gerçekleşti. Bu durumda FED’in gelecek Mart toplantısında, olası faiz artışını açıklaması ile birlikte enflasyon hedefini de %2 olarak revize etmesi beklenmeye başlandı.

Zaten FED, bu duruma karşı geçen Çarşamba günü yapılan toplantıda, gelişmelere karşı “İlave Kademeli Ayarlamalar” yapacaklarını belirtti. Aslında bu “ayarlamanın” faiz artışı olasılığını güçlendirdiğini de ifade etmek yanlış olmayacaktır.

Buraya kadar ki kısımda size; Amerika’nın iş piyasası, enflasyon, ücret enflasyonu ve faiz artışı üçgeninden, dengenin nasıl yakalanmaya çalışıldığını kısaca anlatmaya çalıştım.

Peki bu yaşananların bizim için önemi nedir? Ne gibi dersler çıkarmalıyız?

**

Büyük ihtimalle yukarıda özetlemeye çalıştığım durumun arkasından oluşacak klasik beklenti; “Mart’ta Dolar ne olur?”, “Faiz ne olur?” gibi yorumlar yapmam olacak ama bu beklentiyi maalesef karşılayamayacağım.

Çünkü, görmenizi istediğim şey bundan daha geniş kapsamlı ve kısa vadede değil, uzun vadede ekonomimize kalıcı bir şekilde faydalı olacak bir çıkarım. Nitekim bu tip kavramlar üzerinden yapılacak değerlendirmelerin artık ülkemiz ekonomisine uzun vadede bir faydası olmadığı açık.

Burada asıl odaklanmamız gereken husus Amerika’nın 2008’de çökme eşiğine gelmiş yapısal sorunlarının ardından geçen on yılda iş piyasasını, titizlikle yürüttüğü projelerle ayağa kaldırması. Bu süreçte atılan adımlar ve özellikle devletin bu süreçte takip ettiği yönetişim yaklaşımı. Koordine bir para ve maliye politikası ile hareket etmenin, teknik bilgiye güvenmenin sonuçlarını net bir şekilde ABD’de görme şansımız oldu.

Bu süreç, bizim hükümetlerimizin uygulamaya alışık olduğu “alın size teşvik” gibi felsefeyle yürütülmedi. Teşvikler reformlarla desteklendi, iş kanunda işçi odaklı yeni uygulamalarla, daha nitelikli iş gücü yetiştirmekle, yeni girişimleri birçok açıdan desteklemekle, innovasyon ve yoğun rekabet odaklı yeni ticaret düzeninin önünü tamamıyla açmakla başarıldı.

Özetle, bu ve diğer ülkelerin gerçekleştirdiği süreçleri iyi analiz edip, kendi ekonomi dinamiklerimiz ve kültürel yapımızla harmanlayarak, kendi başarı hikayemizi yazabilmemiz bu süreçten tek çıkış yolumuz.

Hakan Aktaş

New York, Şubat 2018

Yazıyı paylaşın:

Yorumlar

yorum